<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?><?xml-stylesheet type='text/xsl' href='http://dogakurdu.spaces.live.com/mmm2008-05-17_13.22/rsspretty.aspx?rssquery=en-US;http%3a%2f%2fdogakurdu.spaces.live.com%2fcategory%2fA%c4%b0LE%2bHAKKINDA%2ffeed.rss' version='1.0'?><rss version="2.0" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:msn="http://schemas.microsoft.com/msn/spaces/2005/rss" xmlns:live="http://schemas.microsoft.com/live/spaces/2006/rss" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/" xmlns:cf="http://www.microsoft.com/schemas/rss/core/2005" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"><channel><title>Alan'ıma Hoşgeldiniz İyi vakit geçirmenizi dilerim...Doğakurdu..: AİLE HAKKINDA</title><description /><link>http://dogakurdu.spaces.live.com/?_c11_BlogPart_BlogPart=blogview&amp;_c=BlogPart&amp;partqs=catA%25C4%25B0LE%2bHAKKINDA</link><language>en-US</language><pubDate>Fri, 27 Jun 2008 13:41:10 GMT</pubDate><lastBuildDate>Fri, 27 Jun 2008 13:41:10 GMT</lastBuildDate><generator>Microsoft Spaces v1.1</generator><docs>http://www.rssboard.org/rss-specification</docs><ttl>60</ttl><cf:parentRSS>http://dogakurdu.spaces.live.com/blog/feed.rss</cf:parentRSS><live:type>blogcategory</live:type><live:identity><live:id>4488240057414864055</live:id><live:alias>dogakurdu</live:alias></live:identity><cf:listinfo><cf:group ns="http://schemas.microsoft.com/live/spaces/2006/rss" element="typelabel" label="Type" /><cf:group ns="http://schemas.microsoft.com/live/spaces/2006/rss" element="tag" label="Tag" /><cf:group element="category" label="Category" /><cf:sort element="pubDate" label="Date" data-type="date" default="true" /><cf:sort element="title" label="Title" data-type="string" /><cf:sort ns="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" element="comments" label="Comments" data-type="number" /></cf:listinfo><item><title>AİLE DE ALT YAPININ OLUŞMASI</title><link>http://dogakurdu.spaces.live.com/Blog/cns!3E496E8D70E44CB7!752.entry</link><description>&lt;h1&gt;&lt;font color="#00b050"&gt;&lt;font color="#c00000"&gt;AİLE DE ALT YAPININ OLUŞMASI&lt;/font&gt;&lt;br&gt;Ailenin oluşmasında temel unsur insandır. İnsan ele alınmadan, insan anlaşılmadan, onu öğrenmeden alt yapıyı sağlam temellere dayamak çok zordur.&lt;br&gt;Çünkü, karı-kocanın ilişkilerinin temeli, insani ilişkilerdir. Bu sebeple bir ailede insani ilişkiler kurulmaz ise, evlilik ilişkilerini kurmak hayli zordur.&lt;br&gt;Öyle ise işe insandan başlamak gerekir. Erkek de insandır, kadın da insandır. Cinsiyet, insani ilişkinin üzerinde çok küçük bir yer tutar.&lt;br&gt;İnsanın yaratılışında Yüce Allah, onu insan yaratmakla şereflendirdi. Hayvan, taş, ağaç olarak da yaratabilirdi.&lt;br&gt;Böylece Allah (c.c.) varlıklar arasında insanı seçti. Canlılar arasına katı. Bu durumda da insana ikinci şeref verilmiş oldu. Can taşımak şerefi, hayat şerefi.&lt;br&gt;Canlılar arasında seçilen insana şuur ve irade verildi. İrade verilince insan olduk. Ve son noktayı iman şerefi ile koydu.&lt;br&gt;Böylece insan, hayata erkek ve bir kadın ile başladı. Ve hayatın başlangıcı çift olarak başladı.&lt;br&gt;Bazı hadislerde, arap toplumuna ait deyimler, sözler kullanılmıştır ki, bu da çok normaldir. Mesela; &amp;quot;Kadın kaburga kemiği gibidir. Zorlarsanız kırılır.&amp;quot; (Buhari, Enbiyal, Nikah, 80; Müslim, Rada, 62) gibi.&lt;br&gt;Bir erkek ile bir kadından yaratılan tüm insanlar şubelere ayrılmıştır. Tanışmak için, kaynaşmak için. Cinsiyet de bir şu-bedir.Tanışmaya matuftur. (Hucurat, 13) Çünkü Allah'ı tanımak insandan geçer.&lt;br&gt;Muhabbet, Allah'ın kendi sıfatından bahşettiği bir parçadır. (Meryem, 96) Ruh var olduğu müddetçe, muhabbet de var olur. Bu muhabbetin teşekkürü ibadettir. İnsan ölünce ibadeti biter, muhabbetle birlikte toprağa gider. Bunun için insan, seven ve sevilen bir varlıktır.&lt;br&gt;Allah insanı ve evreni yaratmadan önce muhabbeti yaratmıştır. Böylece yaratılışın hikmeti muhabbet olmuştur. Ve muhabbet Peygamberimiz (s.a.v.)'in adeta mayasıdır.&lt;br&gt;Cinsler arasında muhabbetin yaratılmış olması, ilahi bir vergidir. Bu vergiyi insan meşru yoldan kullanırsa Allah'ı razı eder ve mesud olur. Gayr-i meşru yolda kullanırsa Allah'ın gazabım çeker ve mel'un olur. İşte hayatın yaratılışının gayesi bu sebeplerle muhabbettir.&lt;br&gt;Hayatın gayesi ise kulluktur. İnsan ve cin, O'nu tanımak ve O'na ibadet etmek için yaratılmışlardır. (Zariyat, 56) İnsana verilen tüm imkanlar, kulluk borcunun ifa edilmesinde kullanılmalıdır.&lt;br&gt;Bunun için, kadın erkeğin kulluğunu tamamlayan bir parça, erkek kadının kulluğunu tamamlayan bir parçadır.&lt;br&gt;Kadın ve erkek, kulluk yürüyüşünde birbirlerine destek veren Allah yolunun iki yardımcılarıdır.&lt;br&gt;İşte evlilik, bu desteğin, bu yardımın meşru zeminde gerçekleşmesidir.&lt;br&gt;Evlilik bu gaye ile yapılırsa, namaz kılmak gibi ibadet olur. Yüce Allah, eşleri kullukta birbirlerini tamamlayan unsur olarak görmek ister. Meğer ki, hayat ibadet olsun.&lt;br&gt;Bunun yanında evlilikte bir takım beşeri ihtiyaçlar da giderebilir. Ama o durum Allah'ın kuluna bahşettiği ekstradan bir ödüldür.&lt;br&gt;Eğer evliliği bu sağlam temele oturtmaz isek, hayat ibadet olmaktan çıkar, adeta cinayet olur, berbat olur, zindan olur. Neticede cehennem olur.&lt;br&gt;İnsana mutluluk ve saadet getirmesi için yaratılan şeyler, bu sefer insana felaket getirir. Niçin?&lt;br&gt;Ey insan yine sen tabiat ve hayata karşı da kendine yeterlilik ayaklarına yatma, kadınsız erkek olmaz, erkeksiz de kadın olmaz.&lt;br&gt;Görülüyor ki, &amp;quot;Karı-koca, bir bütünün iki parçası gibidir.&amp;quot; (Tirmizi, Taharet, 82) İnsanlar ağaçlar gibi üremezler. Bu konunun hikmetini düşünen insan, kul olarak derki:&lt;br&gt;&amp;quot;Yarabbi. Anladım ki ben, kendi kendime yetemem. Bırak Sensiz olmayı, yani Sana muhtaç olmayı, ben bir kadına muhtaç iken, Sana nasıl muhtaç olmam?&lt;br&gt;Bu durum kadın için de aynıdır. Bu sebeple cinsiyet farklılığı fazilet değildir Irk üstünlüğü bir fazilet olmadığı gibi, cinsiyet farklılığı da bir fazilet üstünlüğü olamaz.&lt;br&gt;Ancak her iki cinsin kendisine göre fazilet ve zaafları olabilir. Ortak üstünlüğü ve ortak zaafları vardır. Farklı üstünlükleri, farklı zaafları vardır.&lt;br&gt;İşte kadın ve erkeğin iki yönünü, iki yüzünü tanıyan bir insan, Allah'ın yardımıyla ve izniyle aile modelini ideale ulaştıracak hayatı kurabilirler&lt;br&gt;Çünkü, evliliğin gayesi tesbit edilmemiş, hedefi bulunamamıştır. Veya evlilik müessesesi Allah'ın koyduğu yere konulmamıştır. Uygun yere konulmamıştır.&lt;br&gt;Unsurlar işlevini, görevini yapamayınca, görevi zulüm olur artık. Hayatımızda hem kendimize ve hem de ailemize veya ailemiz de kendi nefsine ve ailesine zulmetmeye başlar.&lt;br&gt;Onun için kadın, erkeğin kulluğunu, erkek de kadının kulluğunu tamamlayan bir araç olmalıdır.&lt;br&gt;Bu konular, tesbitler yerli yerince oturtulmadığı müddetçe evlilikten bereket, keramet, fayda beklemek sadece hayaldir. Evliliğe bu çerçeveden bakanlar için, evlilik hakkındaki bilgi ve belgeler faydalı olur, yoksa diğerlerinin canını sıkar.&lt;br&gt;Yüce Mevla, erkek ve kadının birbirine ihtiyaç duyması için, birine vermediği bir hasleti, iyiliği, niteliliği diğerine; diğerine koymadığı bir hasleti o birine koyması, bu iki yanmı bir bütün halinde değerlendirdiği içindir.&lt;br&gt;Bu ikisini belli bir zaman ve zeminde, meşru ölçülerle bir araya getirmez isek, insan neslinin devam etmesi mümkün değildir. Bu ne demektir?&lt;br&gt;Ey insan, sen kendine yeterlilik iddiası yaparsan bu şirk olur.&lt;br&gt;Kur'an-ı Kerim, karı-kocaya zevc demektedir. Yani eş. Tıpkı ayağa giyilen iki nalin manasına. Biri erkek, diğeri ise kadın. Birisi sağ ayakkabı, diğeri ise sol ayakkabı. Bir insan sağa giyeceği ayakkabıyı sol ayağına giyemez. Birbirine çok benzediği halde, birbirine ait ayakkabıları değiştirip giyemezler.&lt;br&gt;İkisi, birbirinin yerini tutamayan benzerlerdir bunlar. Kadını erkekleştirmeye yeltendiğiniz zaman dengeyi bozarsınız. Erkeği de kadına benzetmeye çalışırsanız, tabiatı bozarsınız. Ve bu durum böyle ele alınırsa, Allah'ın yarattığına hakaret olur.&lt;br&gt;Cinsiyetten gelen asli iki görev kadına anneliği, erkeğe ise babalığı vermiştir. Fizyolojik olarak bu taksimat çok adil ve insaflıdır. Görülüyor ki iş, yani her iki insanın vazife bölümü yaratılışlarında verilmiştir.&lt;br&gt;Kur'an-ı kerim, karı-koca veya kadın-erkek olarak her iki cins arasında yarış konularını, müşterek konuları çok açık bir şekilde beyan etmiştir.&lt;br&gt;&amp;quot;Müslüman erkekler Mü'min erkekler Taata devam eden erkekler Doğru erkekler Sabreden erkekler Mütevazi erkekler Sadaka veren erkekler Oruç tutan erkekler Irzlarını koruyan erkekler Allah'ı çok zikreden erkekler&lt;br&gt;Müslüman kadınlar, Mü'min kadınlar, Taata devam eden kadınlar, Doğru kadınlar, Sabreden kadınlar, Mütevazi kadınlar, Sadaka veren kadınlar, Oruç tutan kadınlar, Irzlarını koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden kadınlar,&lt;br&gt;var ya; İŞTE ALLAH, BUNLAR İÇİN BİR MAĞFİRET VE BÜYÜK BİR MÜKAFAT HAZIRLAMIŞTIR.&amp;quot; (Ahzab: 35)&lt;br&gt;Görülüyor ki üstünlük, iman, amel ve takva ile olmaktadır. Yine görülüyor ki, yaratırken ölçülerle donatmış olan Allah, yaşatırken ölçü koymaz mı?&lt;br&gt;Üstünlüğü bu ölçülerde görmeyen ve anlamayan insanların farklı ölçüleri itibara alınmaz.&lt;/font&gt;&lt;/h1&gt;
&lt;h1&gt;&lt;font color="#00b050"&gt;a) Ailenin Taşıdığı Hüviyet&lt;br&gt;1. Başta Nisa, Ahzab, Nur, Mücadele, Talak, Tahrim olmak üzere Kur'an-ı Kerim 70 surede ve 241 ayette aileyi, fertlerini değişik yönleri ile ele almaktadır.&lt;br&gt;2. Kıyamet gününe kadar tüm alemlere takdim edilen kadınlar ise; Hz.Asiye, Hz.Meryem, Hz.Hatice, Hz.Fatıma ve Hz.Ai-şe'dir.&lt;br&gt;3. Ne yazık ki Hz.Havva ve Hz.Meryem, tahrife uğramış olan Tevrat ve İncil nüshalarında haksızlığa uğratılmış, bir takım noksan ve yanlış bilgiler ile takdim edilmiştir.&lt;br&gt;4. İngiltere'ye altın çağını yaşatmaya sebep olmuş Kraliçe Vik-torya, Hindistan'ın İndira Gandisi, İsrail'in Golde Moyer'ini görmemezlikten gelmek yanlış bir tavırdır.&lt;br&gt;5. Bu kadınların başarısı ile, idarecisi kadın olan milletlerin iflah olmayacağına dair rivayet edilen hadis-i şerifi yan yana getirecek olursak, hadis-i şerif sebep ve illet yönü ile ele alındığında yadırganacak hiçbir yönünün olmadığını görürüz.&lt;br&gt;6. Hilafet ve kadın konusu gündeme geldiğinde kadın, hiçbir zaman hilafete rakip olmamış, sadece hilafetlik için tamamlayıcı rolü üstlenmiştir.&lt;br&gt;7. Neml suresinde (22-44) anlatılan Sebe Kraliçesi ile, Cemel savaşını idare eden Hz.Aişe, orijinal iki isim ve vesikadır. Ve her ikisi de İslam ümmetine aittir.&lt;br&gt;8. Kadın erkek arasındaki üstünlük, hiçbir zaman mutlak olarak ele alınmamış, sadece izafi olarak değerlendirilmiştir. Yani geçici bir fazilet üstünlüğü.&lt;br&gt;9. Bu sebeple, sabit ve değişen vazifeleri ile kadını anlamak sosyal, siyasal ve aile ortamına ait olan bir takım problemlerin çözülmesine sebep olacaktır.&lt;br&gt;10. Kadın her şeyden evvel, dinde kardeşimizdir. Evin reisi olan erkeğin de kardeşidir.&lt;br&gt;11. Hak'tan halka doğru yolculukta bir fark ile kadın kenarda tutulurken, halktan Hakk'a doğru yolculukta ise erkeğin bir numaralı destekçisi olarak ele alınmıştır.&lt;br&gt;12. Kur'an-ı Kerim, salih erkeğe karşı, saliha kadını her zaman gündemde tutmuştur.&lt;br&gt;13. Bu iki varlığı birbirine bağlayan iki bağ vardır: Din bağı ve nikah bağı.&lt;br&gt;14. Nikahın iki temel ayağı vardır, bunlarsız nikah olmaz:&lt;br&gt;a) Akit Müşterek haklar ve vazifeler tarefeynce esas alınır.&lt;br&gt;b) Ahit: Kadının hukukunun, haklarının teminatı, erkeğin söz vermesidir.&lt;br&gt;15. Bu sebeple kadın, kocasına boyun eğerek değil, itaat ederek onu tamamlar.&lt;br&gt;16. İtaat ise, boyun eğmek değil, severek, isteyerek arzularını yerine getirmektir. Çünkü aile ülfet, sevgi ve merhamet üzerine kurulmuştur. (Rum, 21)&lt;br&gt;17. Ekmeğin hanımına karşı kavvam olması (Nisa, 34) ona hizmet etmesinden ötürüdür.&lt;br&gt;18. Kadın ise, ev işleri, çocuk terbiyesi ve kocası ile birlikte yaşayacağı hayatı itibari ile sürekli hizmet içindedir ve sürekli efendilik makamındadır.&lt;br&gt;19. Peygamberimize &amp;quot;Dünyadan üç şey sevdirilmesi ve bunların güzel koku, kadın ve namaz Olması&amp;quot; (Nesai, İşretün Nisa, 1; Ahmed, Müsned, 3/128,199,285), hayli düşündürücüdür. Kadının güzel koku ile namazın arasına konması, sıradan birşey değildir.&lt;br&gt;20. Tüm ayet ve hadisler ve uygulanmış olan tarihi belgeler erkeğin hanımı için buyurgan bir koca değil, paylaşan bir koca olduğunda ittifak halindedir.&lt;br&gt;21. Çünkü nikah, kadını hizmetleme akdi değildir. Erkek üzerine düşen vazifeleri yaparsa, kadm fıtratına uygun olan işleri yapmada adeta otomatik bir yapıya geçer. Yaptığı her türlü işi aşkla ve zevkle yapar.&lt;br&gt;22. Bunun için İslam Hukuku'nda, kadının ev işlerini yapması, bir zorunluluk veya hukuki bir mükellefiyet değil, sadakadır.&lt;br&gt;23. Dinini öğrenmek mecburiyetinde olan kadının, öğrenimini engellemek, kocası için caiz değil, üstelik vazifedir.&lt;br&gt;24. Evliliğin saadeti, bereketi işte bu unsurlar ve prensiplere dayanırsa o evde, o ailede ve o evlilikte huzur vardır. Yoksa, evlilik cehennemden bir köşe olur.&lt;/font&gt;&lt;/h1&gt;
&lt;h1&gt;&lt;font color="#00b050"&gt;b) Evliliğin Çocuklara Yansıyan Yönü&lt;br&gt;25. Karı-koca merhalesinden, ana-baba merhalesine geçen eşlerin, çocukları ile müşterek kimliği onları aile olmaya itmiştir. İşte bu merhalede, karı-koca arasında sorumluluk eşit, ancak vazifeler, görevler farklıdır.&lt;br&gt;26. Her anne ve babadan dünyaya gözünü açmış olan çocuklar anne ve babalarına karşı borçlu olarak doğarlar.&lt;br&gt;27. Bu borcunu, kendi çocuklarına bakarak ve eğiterek eda ederler.&lt;br&gt;28. Bu eda edişte anne sevginin, baba ise otoritenin temsilcisidir. Bu roller değişirse, çocuğun otorite dünyası zedelenmiş olur.&lt;br&gt;29. Anne ve babalar, ayetlerin ve hadislerin gölgesinde bir evlilik hayatını yaşarlarsa, çocuklarını eylemleriyle her alanda yetiştirmiş olurlar. Cinsiyet eğitimi dahi bölümün içinde gerçekleşmiş olur. (Nur, 58) &lt;/font&gt;&lt;/h1&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=4488240057414864055&amp;page=RSS%3a+A%c4%b0LE+DE+ALT+YAPININ+OLU%c5%9eMASI&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=dogakurdu.spaces.live.com&amp;amp;GT1=dogakurdu"&gt;</description><comments>http://dogakurdu.spaces.live.com/Blog/cns!3E496E8D70E44CB7!752.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://dogakurdu.spaces.live.com/Blog/cns!3E496E8D70E44CB7!752.entry</guid><pubDate>Sat, 25 Aug 2007 20:46:36 GMT</pubDate><slash:comments>0</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://dogakurdu.spaces.live.com/blog/cns!3E496E8D70E44CB7!752/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://dogakurdu.spaces.live.com/Blog/cns!3E496E8D70E44CB7!752.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2007-08-25T20:46:36Z</dcterms:modified></item><item><title>* İBRET DOLU HADİDİSELER</title><link>http://dogakurdu.spaces.live.com/Blog/cns!3E496E8D70E44CB7!751.entry</link><description>&lt;h1&gt;&lt;font color="#00b050"&gt;&lt;font color="#c00000"&gt;* İBRET DOLU HADİDİSELER&lt;/font&gt;&lt;br&gt;Hz.Adem ve oğlu Kabil (Maide, 27-31).&lt;br&gt;Hz.Nuh ve nikahlı hanımı (Tahrim,10).&lt;br&gt;Hz.İbrahim'in babası (Amcası Azer) (En'am, 74; Meryem, 41-50; Şuara, 69-89).&lt;br&gt;Hz.Lut ve nikahlı hanımı (Tahrim,10).&lt;br&gt;Hz.Eyyub ve nikahlı hanımı (Sad,44).&lt;br&gt;Hz Asiye ve kocası Firavun (Tahrim, 11).&lt;br&gt;HzMuhammed (s.a.v.) ve amcaları (Tebbet Suresi).&lt;br&gt;Günümüz dünyasında, baba ve oğul ilişkilerindeki sıkıntılar.&lt;br&gt;Kan-Koca arasındaki beklenmeyen olaylar-düşmanlıklar (Teğabün, 14).&lt;br&gt;Ana-baba bir kardeşler arasındaki gerginlikler, kopukluklar. Yakın akrabalar arasında oluşan uçurumlar, boşluklar.&lt;br&gt;Bu ibret dolu hadiselerde iki önemli husus vardır,&lt;br&gt;1- Neseb bağı kan bağının ölçü olarak ele alınmasını esas alanlar.&lt;br&gt;2- Din-iman bağının ölçü olarak ele alınmasını esas alanlar. TÜM KAVGALAR, problemler ikinci esaslar sebebiyle oluşur&lt;br&gt;ki, din bağının, iman bağının üzerinde hiçbir bağ ölçü ve kriter olamaz.&lt;br&gt;Yukarıda isimleri verilen Allah (cc.)'ın salih kulları olan peygamberler ve salih kulların mücadelesi neseb ölçüleriyle değil, din ölçüleri ile olmuştur.&lt;br&gt;Günümüz dünyasında din ve imanı değil de, neseb ve kan bağını ölçü kabul edenler arasında görünürde hiçbir problem olmasa bile, perde arkası ve ahirete bakan yönü geçerli bir ölçüyü kabul etmemektedir.&lt;br&gt;Her konuda Kur'an ve sünneti ölçü ve delil kabul eden müslüman insan, bu konuda da Allah ve Resül ölçülerini kabul etmek durumundadır.&lt;br&gt;İşte çevresine örnek-nümune olacak müslüman koca ve karıyı bekleyen çevresi. &lt;/font&gt;&lt;/h1&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=4488240057414864055&amp;page=RSS%3a+*+%c4%b0BRET+DOLU+HAD%c4%b0D%c4%b0SELER&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=dogakurdu.spaces.live.com&amp;amp;GT1=dogakurdu"&gt;</description><comments>http://dogakurdu.spaces.live.com/Blog/cns!3E496E8D70E44CB7!751.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://dogakurdu.spaces.live.com/Blog/cns!3E496E8D70E44CB7!751.entry</guid><pubDate>Sat, 25 Aug 2007 20:45:10 GMT</pubDate><slash:comments>0</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://dogakurdu.spaces.live.com/blog/cns!3E496E8D70E44CB7!751/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://dogakurdu.spaces.live.com/Blog/cns!3E496E8D70E44CB7!751.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2007-08-25T20:45:10Z</dcterms:modified></item><item><title>Mutlu Bir Aile İçin</title><link>http://dogakurdu.spaces.live.com/Blog/cns!3E496E8D70E44CB7!750.entry</link><description>&lt;h1&gt;&lt;font color="#00b050"&gt;&lt;font color="#c00000"&gt;Mutlu Bir Aile İçin &lt;/font&gt;&lt;br&gt;1- Müslüman bir toplum kendi aralarında aşağıda isimleri belli olan konulan konuşmalı ve gereğini yerine getirmelidir.&lt;br&gt;a) Aile fertlerinin yetişeceği &amp;quot;Aile Mektebi&amp;quot; adında hizmet bina edilmelidir.&lt;br&gt;b) Yaşlan gelmiş, akıl baliğ olmuş kız ve erkek gençlerin evliliklerine zemin hazırlayacak &amp;quot;Evlendirme Birimi&amp;quot; adında kurum oluşturulmalı.&lt;br&gt;c) Evli ailelere fikren yardıma olacak &amp;quot;Aile Danışma Müessesesi&amp;quot; kurulmalıdır. (Nisa, 34-35)&lt;br&gt;d) Evlendiği halde geçinemeyen problemli aileleri ıslah edecek, hayatlarını düzene sokacak veya ayıracak olan &amp;quot;Hakem Heyeti&amp;quot; kurulmalıdır.&lt;br&gt;2- Evlenmiş olan tüm ailelerin bu evliliklerini sürdürmeye sebep olan dört tane sebep vardır. İslamiyet bu sebeplerin birincisi üzerinde durur, o ailenin varlığını devam ettirmesi için her türlü tedbiri alır, ikazını yapar.&lt;br&gt;a) Hakiki ve samimi sevgi üzerine kurulmuş olan bir aile (Kan-Koca).&lt;br&gt;b) Maddi ve cinsi sevgiye dayalı bir evlilik.&lt;br&gt;c) İslami kaygılarla yürütülmeye çalışılan bir evlilik.&lt;br&gt;d) Çeşitli hesaplardan ötürü sürdürülmeye çalışılan bir evlilik.&lt;br&gt;3- Müslüman bir aile binası kurmak ancak, müslüman kız ve kadınları yetiştirmekle mümkündür. Evlenecek olan gençlere&lt;br&gt;&amp;quot;Dini güzel Olanı tercih et&amp;quot; (Buhari, Nikah, 15; Ebu Davud, Nikah, 2; Nesai, Nikah, 13) buyruğunun hikmeti budur.&lt;br&gt;4- Şu aa gerçeği kabul etmeliyiz ki, bugün yaşanan hayat ca-hiliye hayatadır.&lt;br&gt;* Birlikte yaşadığımız toplum şartlarıyla, gelenekleriyle, adetleriyle, terbiye ve kültürüyle tamamen bir cahiliye toplumudur.&lt;br&gt;* Kadın ister istemez cahiliyenin hayat tarzına itiliyor.&lt;br&gt;* İslam'ın emirlerini yerine getirmek istediği zaman cahili cemiyetin ezici baskısı ve ağırlığı ile karşılaşıyor&lt;br&gt;* İşte burada erkeğe ciddi ciddi vazifeler düşüyor.&lt;br&gt;* İslamiyet müslüman erkek ile müslüman kadının evlilik yaptığı eve &amp;quot;Hısn&amp;quot; yani kale ismi veriyor.&lt;br&gt;* Bunun için, İslam ölçümlerine uygun olarak bir aile yuvası kurmak isteyen kişi, her şeyden önce kaleyi içten koruyacak olan bir kadın bekçi bulmak mecburiyetindedir.&lt;br&gt;* Bu kadın bekçi (Evin Hanımı), kocasının beslediği düşünce kaynağından beslenmelidir. Bunun için erkek, kadının dış cazibesini, güzelliğini, malıru değil, kalede bekçilik yapacak kapasiteli bir kadın bulmalıdır.&lt;br&gt;* İslam'ın varlığının hissedilmesi, böyle müslüman kadınların yaşadığı kalelerin bulunmasına bağlıdır.&lt;br&gt;* Bu sebeple müslüman erkek, müslüman bir kalede ortaklaşa mücadele edecekleri, adeta savaş verecekleri bir eş bulmalı dır.&lt;br&gt;* Böyle kalelerin birleşmesi ile İslam teşekkül edebilir.&lt;br&gt;* Ve böyle kalelerin ihyası, sünnet değil, farzdır.&lt;br&gt;* Gerek cahiliyenin hayat tarzı ve gerekse zalim ve bozguncu elebaşlar İslam Aile Kaleleri'ni dışardan, münafık da içerden hücuma geçerek, zabt-u rapt altına alabilirler.&lt;br&gt;5- Sürekli ve hızlı bir değişim yaşanmaktadır ve bu yaşanan hayatın içerisinde bizler yaşamaktayız.&lt;br&gt;* Adı geçen bu değişim ister istemez karı ile koca (anne ile baba) arasında bir takım hizmet rollerinin farklılaşmasına, değişmesine sebep olmaktadır.&lt;br&gt;* Değişen roller ve değişmeyen roller vardır. Önce sabit olanlara bakalım:&lt;br&gt;* Ailede kadının değişmeyen temel rolleri- vazifeleri belirtilmiştir:&lt;br&gt;a) Hamile olmak&lt;br&gt;b) Doğum yapmak&lt;br&gt;c) Çocuk emzirmek&lt;br&gt;d) Çocukları terbiye etmek.&lt;br&gt;* Aile denince ilk akla gelen erkek değil, kadındır. Hadis-i şerif'lerde öncelik hakkı hep kadınlara verilmiştir.&lt;br&gt;* İyilik ve hizmette üç defa anne ve sonra babanın zikredilmesi,&lt;br&gt;* İki kız çocuğunu terbiye eden annenin, cennette peygamberimizle birlikte olması,&lt;br&gt;* Efendimizin vefatına az bir zaman kala, kadınlar hakkında erkekleri uyarması,&lt;br&gt;* Kadına bu kadar önem verilmesinin hikmeti şu olabilir:&lt;br&gt;a) Kadın cahiliye döneminde devamlı aşağılandığı içindir. Veya,&lt;br&gt;b) Kadının problemleri halledilmeden istenilen İslam Ailesinin kurulamaması.&lt;br&gt;* İslamiyet kadına, yani anne olarak kadına adeta şöyle bakar ve mesaj verir:&lt;br&gt;a) Sen, evinin işlerini çok güzel bir şekilde idare edeceksin,&lt;br&gt;b) Kocana ve çocuklarına huzurlu bir aile ortamı hazırlayacaksın,&lt;br&gt;c) Çocuklarını en güzel bir şekilde eğiteceksin.&lt;br&gt;* Tüm bu açıklamalar bize gösteriyor ki anne, kendisine düşen asli görevleri yerine getirdiği zaman, binanın sütunları ve alt yapısı oluşmaya başlamıştır.&lt;br&gt;6- Bu kalede babanın (kocanın) değişmeyen sabit görevleri ise şunlardır:&lt;br&gt;a) Ailesine yediğinden yedirmek,&lt;br&gt;b) Giydiğinden giydirmek,&lt;br&gt;c) Yaptığı işleri kötülememek,&lt;br&gt;d) Yüzüne vurmamak (Dövmemek),&lt;br&gt;e) Kızınca evi terketmemek.&lt;br&gt;7- Ailede değişmeyen temel rollerden bir diğeri ise, anne, sevginin, baba ise otoritenin temsilcisidir.&lt;br&gt;* Bu roller değişirse, çocuğun otorite duygusu zedelenir.&lt;br&gt;* Sevgi, zulmü ve kötülüğü eritir.&lt;br&gt;* Güneşin ışığı sebze ve meyveleri olgunlaştırdığı gibi, annenin sevgi ve nefesi çocuğu geliştirir.&lt;br&gt;8- Karı ile koca arasındaki bu temel roller, çocuğun tanınmasına sebep olacaktır. Çünkü çocuğu tanımak ve anlamak, onu yan yarıya terbiye etmek demektir.&lt;br&gt;9- Çocuğun nafakası, bakımı, terbiyesi, tahsili maddi yönleriyle babaya, manevi yönleriyle anneye ait bir borçtur. Baba burada terbiye hususunda bir takviyedir.&lt;br&gt;10- Peygamber (s.a.v.) Efendimiz &amp;quot;Kadının da bir çoban olduğu üzerinde durmuş ve kadın çocuklarının, (Buhari, Cuma, 11, cenaiz, 32, Nikah 81,91) evinin çobanıdır&amp;quot; buyurmuşlardır. Hem de onurlu bir çoban.&lt;br&gt;Zira kadın çoban olmakla çocuğunu, dolayısıyla toplumu yetiştirip onurlandırmıştır.&lt;br&gt;11- Baba evin reisi olup, patronu değildir. Anne ve baba arasındaki ilişki bir ortaklıktır. Her ortak birbirinin iyiliği için çalışmalıdır.&lt;br&gt;12- Erkek ve kadının yüklendiği roller günün şartlarına göre gözden geçirilir, ihtiyaç duyulduğunda birbirinin sahalarına girilebilir.&lt;br&gt;13- Özet olarak şunu söyleyebiliriz; Çocukların yetişmesinde sorumluluk eşit, fakat roller farklıdır.&lt;br&gt;Bu eğitimde kadın, hanım (zevce) ve ana rolünü, erkek ise koca ve baba rolünü almışlardır.&lt;br&gt;14- Bugün sokak çocukları, ciddi bir boyut kazanmıştır. Anası ve babası olduğu halde, eğitim ve terbiye açısından sokak çocuğundan farksız olan çocuklar, sokak çocuklarından daha fazladır, kat kat fazladır.&lt;br&gt;15- Yetim ve öksüz çocukların bulunduğu kimliğine üzülenler acaba, çocuğu ile ilgilenmeyen bir annenin ve çocuğu ile alakalı meşguliyeti bulunmayan bir babanın çocuğu İslam adına yetim değil de nedir?&lt;br&gt; &lt;/font&gt;&lt;/h1&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=4488240057414864055&amp;page=RSS%3a+Mutlu+Bir+Aile+%c4%b0%c3%a7in&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=dogakurdu.spaces.live.com&amp;amp;GT1=dogakurdu"&gt;</description><comments>http://dogakurdu.spaces.live.com/Blog/cns!3E496E8D70E44CB7!750.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://dogakurdu.spaces.live.com/Blog/cns!3E496E8D70E44CB7!750.entry</guid><pubDate>Sat, 25 Aug 2007 20:44:01 GMT</pubDate><slash:comments>0</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://dogakurdu.spaces.live.com/blog/cns!3E496E8D70E44CB7!750/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://dogakurdu.spaces.live.com/Blog/cns!3E496E8D70E44CB7!750.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2007-08-25T20:44:01Z</dcterms:modified></item><item><title>KUR’ANIN ÇİZDİĞİ AİLE MODELİ</title><link>http://dogakurdu.spaces.live.com/Blog/cns!3E496E8D70E44CB7!749.entry</link><description>&lt;h1&gt;&lt;font color="#00b050"&gt;&lt;font color="#c00000"&gt;KUR’ANIN ÇİZDİĞİ AİLE MODELİ &lt;/font&gt;&lt;br&gt;Ailenin kuruluşunda asıl amaç fert fert mensuplarını “yalnızca Allah’a kul olmaya hazırlamaktır. Kur’anın genelinde ise ailenin kuruluş amaçlarına bakacak olursak:&lt;/font&gt;&lt;/h1&gt;
&lt;h1&gt;&lt;font color="#00b050"&gt;1- Aile sevgi huzur yuvası olmalıdır.&lt;br&gt;“Kaynaşmanız için size kendi cinsinizden eşler yaratıp da aranızda sevgi ve merhamet peydah etmesi de O’nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.” (Rum,31)&lt;br&gt;“Allah evlerinizin bir kısmını sizin için huzur ve sükun yeri yaptı..(Nahl:16)&lt;br&gt;“Sizi bir tek nefisten yaratan gönlü ısınsın diye ondan da eşini yaratan O’dur.&lt;br&gt;Zikrettiğimiz ayetlerde aile bağının sevgiyle kurulması ve bu sevginin de aile içi huzura dönüşmesinden bahsetmektedir. Efendimiz (as)’da aile içi huzurun kadın boyutuna dikkat çekerek: “Dünya nimetlerinin en hayırlısı iyi bir kadındır. Ona baktığında kendini ferahlatır. Kendisine Kızdığında seni ferahlatmaya çalışır” (Kütüb-i Site, c. XVII, s.193) buyurmuşlardır.&lt;br&gt;Mutlu aile ile mutsuz aileyi tablo halinde karşılaştıracak olursak:&lt;br&gt;Mutlu Aile Mutsuz Aile &lt;/font&gt;&lt;/h1&gt;
&lt;h1&gt;&lt;font color="#00b050"&gt;a) Duygularda İstikrarlı * Duygularda Karışıklık&lt;br&gt;b) Birbirlerini Düşünür * Birbirilerini devamlı tenkit&lt;br&gt;c) Uzlaşma * Kendini kabul ettirme &lt;br&gt;d) Birlikte paylaşma * Ferdi egoizm&lt;br&gt;e) Aile birliği içinde kendine güven * Güvensizlik ve teklik&lt;br&gt;f) Ortak karar alma * Tek merkezli karar alma&lt;/font&gt;&lt;/h1&gt;
&lt;h1&gt;&lt;font color="#00b050"&gt;2- Eşler birbiri ile iyi geçinip anlaşmalı ve barış içinde olmalıdır.&lt;br&gt;“… Anlaşma daima hayırlıdır. Zaten nefisler kıskançlığa hazırdır. Eğer iyi geçinir ve Allah’tan korkarsanız şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. (Nisa, 128)&lt;br&gt;“…Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız (bilin ki) Allah’ın, hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış olabilirsiniz.” (Nisa, 19)&lt;br&gt;H.z Ömer (ra): eşini sevmediği için boşamak istediğini söyleyen birine: “Yazık sana, yuvalar sadece sevgi temeline mi dayanır? Sorumluluk ve fedakârlık duygusu nerede? Diye kızmıştır. &lt;br&gt;Bir arı balı dahi dikenli çiçekler içinden hiç dikenle bir problemi olmadan bal yapmak için gerekli özü alırken bir insan, eşinde gördüğü birkaç hata, kusur yüzünden iyi yönlerini görmezlikte gelemez.&lt;br&gt;“Sizin en hayırlınız ailesine en hayırlı olanınızadır.”(İbni Mace, Sünen, Nikah 50) buyuran sevgili Peygamberimiz (as) bu konuda söylenebilecek en güzel sözü söylemiştir.&lt;br&gt;Aile içi kırgınlıklar, sevgi, şefkat, tolerans, otorite, sabır ve inançla giderilmeye çalışılmalıdır. Yani evimiz “Daru’l-Gazab” değil, ‘Daru’s-Selam, “Daru’l-İsyan” değil “Daru’l-İslam olmalıdır.&lt;br&gt;Aile içinde barışın sağlanması ancak aile ferlerinin birbirlerine gösterecekleri saygıya bağlıdır. Baba ve anne aile içinde birbirlerinin saygınlığını korumak zorundadır. Çünkü sevgiye giden yol saygıdan geçmektedir. Ayrıca bir ailenin iyi zamanı olabileceği gibi sevimsiz geçen zamanları da olabilecektir. Mühim olan bu zamanlarda davranış usullerini bilmek ve ona göre davranmaktır. Yanlış olan bu davranışlar hissi olunmadan tespit edilmeli ve özür dilemekten çekinilmemelidir.&lt;/font&gt;&lt;/h1&gt;
&lt;h1&gt;&lt;font color="#00b050"&gt;3- Eşler birbirini olgunlaştırmalı eksik ve kusurlarını gidermelidir.&lt;br&gt;“…Onlar sizin için bir örtü, siz de onlar için bir örtü hükmündesiniz..” (Bakara 187) &lt;br&gt;Eşler iki bakımdan birbirlerinin elbisesi, örtüsü hükmündedir. Bir taraftan birbirleriyle bütünleşirler, diğer taraftan elbisenin ayıp ve kusurları örtmesi, sıcak ve soğuktan koruması gibi birbirlerinin halini örter, iffetini korur, günahtan sakındırırlar.&lt;br&gt;Eşler birbirlerini olgunlaştırıp, eksik ve kusurlarını giderirken şunlardan uzak durmalıdır:&lt;br&gt;a) Emir vermek &lt;br&gt;b) Uyarmak, gözdağı vermek &lt;br&gt;c) Nutuk çekmeye kalkmak&lt;br&gt;d) Sınamak sorguya çekmek&lt;br&gt;e) Ahlak dersi vermek&lt;br&gt;f) Ben bilirim havasına girmek&lt;br&gt;g) Yargılamak, eleştirmek, suçlamak&lt;/font&gt;&lt;/h1&gt;
&lt;h1&gt;&lt;font color="#00b050"&gt;4- Eşler birbirlerini cehennem yakıtı olmaktan korumalıdırlar.&lt;br&gt;“ Ey insanlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyunuz.” (Tahrim:6)&lt;br&gt;Hz. Ömer: Ya Rasulullah! Kendimizi koruyabiliriz ama ailemizi nasıl koruyabiliriz? Diye sorunca, Rasulullah (as) “Allah’ın sizi yasakladığı şeylerden onları engellersiniz, Allah’ın size emrettiği şeyleri onlara emredersiniz. İşte bu onları korumak olur” buyurmuştur.&lt;br&gt;İnsanlar nedense eş ve çocukları bir hastalığa yakalandığında en iyi doktoru tercih eder ve tedavi yoluna gider, hasta olmaması için çeşitli önlemler alır. Güzel olan da budur. Yalnız eş ve çocuklarının eğitim ve öğretimi için de bu tip önlemler almazlar. Eşimiz ve çocuğumuzu ebedi kurtuluşa götürecek eğitim ve öğretim ihmal edilmemesi gereken bir konudur. Bu ise, Kur’an ve Rasulullah’ın yaşamıdır.&lt;/font&gt;&lt;/h1&gt;
&lt;h1&gt;&lt;font color="#00b050"&gt;5- Eşler birbirlerinin iffetini korumalıdır.&lt;br&gt;“ Kadınları iffetli yaşamanız zina işlememeniz şartıyla mehirlerini vererek nikâhlamanız size helal kılındı.” (Nisa 24-25)&lt;br&gt;Beli bir kadının belli bir erkeğe ait olduğunu resmileştiren ve namusu korumayı gerçekleştiren açık evliliğe dayalı aile, insan fıtratı ve insanın insan olmasından doğan gerçek ihtiyaçları ile uğraşan ve bağdaşan en mükemmel sistemdir. İşte bu sistemle İslam, toplumu zinadan koruyup, meşru ölçüde bu ihtiyacı temin edip toplumda bir düzen sağlamayı amaçlamıştır. &lt;br&gt;İffetin neredeyse sokaklarda çiğnendiği, iffetsizlik reklâmlarının yatak odalarına kadar girdiği günümüzde eşler birbirlerini bu noktada toplumun kucağına atmamalı, iffetini koruyabilecek zemin oluşturduktan sonra ihtiyaçlarını meşru olarak gidermenin bütün yönlerini denemeli ve bu konuda birbirlerine cömert olmalıdırlar.&lt;br&gt;Netice itibariyle Kur’anın çizdiği aile modeli “yalnızca Allah’a kul olmak” düsturu üzerine kurulmuştur.&lt;br&gt; &lt;/font&gt;&lt;/h1&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=4488240057414864055&amp;page=RSS%3a+KUR%e2%80%99ANIN+%c3%87%c4%b0ZD%c4%b0%c4%9e%c4%b0+A%c4%b0LE+MODEL%c4%b0&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=dogakurdu.spaces.live.com&amp;amp;GT1=dogakurdu"&gt;</description><comments>http://dogakurdu.spaces.live.com/Blog/cns!3E496E8D70E44CB7!749.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://dogakurdu.spaces.live.com/Blog/cns!3E496E8D70E44CB7!749.entry</guid><pubDate>Sat, 25 Aug 2007 20:42:54 GMT</pubDate><slash:comments>0</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://dogakurdu.spaces.live.com/blog/cns!3E496E8D70E44CB7!749/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://dogakurdu.spaces.live.com/Blog/cns!3E496E8D70E44CB7!749.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2007-08-25T20:42:54Z</dcterms:modified></item><item><title>AİLE NASIL OLMALI::??</title><link>http://dogakurdu.spaces.live.com/Blog/cns!3E496E8D70E44CB7!748.entry</link><description>&lt;h1&gt;&lt;font face=Tahoma color="#00b050"&gt;Her dinin bir ahlâkı vardır; İslâm'ın ahlâkı da hayadır. Bu prensip dahilinde gençlere hayadan, iffetten, namustan bahsedince o kadar şaşırıyorlar ki kendimi bir başka dünyadan gelmiş gibi hissediyorum. Bu konuları anlatabilmek iğne deliğinden deveyi geçirmek kadar zor geliyor. &lt;br&gt;Bir eğitimci olarak etrafımda gelişen olayları daha dikkatli gözlemleme ihtiyacı hissetmekteyim. İçinde bulunduğumuz olumsuz hayat şartları, aile yapımızda çok büyük değişikliklere neden oluyor. Bu değişikliklerin git gide olumsuz yönde artması doğrusu çok korkutucu. Bütün olarak aile, birey olarak anne, baba, kız çocuk, erkek çocuk, yaşlı ebeveyn, yakın akrabalar hak ve vazifelerini unutmuş ve bir karmaşa içinde sürükleniyor.&lt;br&gt;Gezdiğim, gördüğüm yerlerde mutlu insanlar göremiyorum. Herkes birbirini suçluyor. Hep karşıdaki suçlu. Hiç kimse kendine bakmıyor. Evler birer kavga ortamı adeta. Herkes kendini haklı gördüğü için, herkes herşeyi bildiği için, kimse ne sevincini ne de üzüntüsünü paylaşmıyor. Anneyı-babayı dinlemiyor. Anne her iki taraf arasında şaşkın. Herkes yalnız. Bu yalnızlık; babayı sokağa veya işine, anneyi boş işlere, çocuğu arkadaşlara, içkiye, sigaraya, uyuşturucuya yakınlaştırıyor. Öyle ki ne babanın işinden annenin haberi var, ne de annenin gününü nasıl geçirdiğinden babanın. Çocuğun okuldaki, sokaktaki hayatı kimseyi ilgilendirmiyor. &lt;br&gt;Evden ayrılırken &amp;quot;Allah'a ısmarladık ben çıkıyorum!!&amp;quot; deyip dışarı fırlayan kızının, oğlunun girip çıktığı yerden haberi olmayan bir aile. Öyle aşırılıklarla karşılaşıyor ki ne yapacağını şaşırıyor. Günün birinde çantasını omuzuna alıp giden 13-14 yaşlarındaki kız, kaşları yolunmuş, yahut kulağına üç dört delik açılmış, elinin parmakları sigaradan sapsarı olmuş, elinde bira şişesi ile, oğlan arkadaşını koluna takmış olarak karşısına dikilince, anne-baba şaşkınlıktan kriz geçiriyor. &amp;quot;Biz ne yaptık veya ne yapmadık ki çocuğumuz böyle hatalar işliyor&amp;quot; diye düşüneceklerine toplumu, okulu, çocuğun arkadaşlarını suçlamaya başlıyorlar. Şaşkınlık geçtik2en sonra yaşananlar ise akla hayale sığmıyacak, insanlık dışı olaylar. &lt;br&gt;Çocuklarımız daha büyük yaşlarda daha büyük hata ve günahları kolayca işleyebiliyor. Üniversite çağındaki gençler arasında kız erkek ilişkisi zaman zaman ailelerinden habersiz aynı evi paylaşma noktasına varabiliyor. İşin en garip tarafı dindar olduğunu iddia edenler bu işi imam nikahı (!) ile meşrulaştırdıklarını sanıyorlar. Bu ne korkunç bir yozlaşma ve yüzsüzlük (!) anlamakta güçlük çekiyorum. Okul bitince &amp;quot;sen sağ ben selamet&amp;quot; deyip ayrılmak üzere birlikte yaşayan genç kız ve erkeklere yaptıklarının hata olduğunu birilerinin anlatması gerek. Bu çocuklar bizim çocuklarımız ve geleceğimiz. &lt;br&gt;Çocuklarımızın bu derece yozlaşmasına, terbiye sınırını bu derece aşmalarına en büyük sebep mutlu ve anlayışlı bir aile ortamı sağlanmamasıdır. Anne babasıyla aynı sofrada yemek yemenin, aynı saatlerde kalkıp kahvaltı etmenin zevkini ve mutluluğunu unutmuş, karşılıklı saygı ve sevgi alışverişinin tadını hiç tatmamış aile ortamında yetişen bir çocuk, elbette ailenin kutsiyetini bilmeyecektir. &lt;br&gt;Böylece saygı ve sevgiyi tatmadan büyüyüveren çocuk, kendisini bağımsız bir ortamda bulunca ne yapacağını şaşırmaktadır. Bu çocukları suçlamıyorum. Çünkü biz çocuklarımızı daha doğar doğmaz dipsiz bir kuyuya atıyoruz, tutunacak bir ip veya tırmanabileceği bir merdiven uzatmadan &amp;quot;bu kuyudan çıkmalısın diyoruz.&amp;quot; Oysa o kuyunun içinde yılanlar çıyanlar çocuğumuzu maddeten ve manen tüketiyor. Çocuk hayatın gerçeklerini yaşadığı ortam zannediyor. Hz. Ömer &amp;quot;İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.&amp;quot; demiyor mu? &lt;br&gt;Çocuk, bazen olumsuzlukların farkına varıyor, ancak çözümü yine o ortamda arıyor. Üzgün mü; hemen içki, uyuşturucu serbest seks imdada yetişiyor. Ne yedin? Ne içtin? Kimle beraber oldun? diye soran yok. &amp;quot;Oh ne güzel!!&amp;quot; demek geliyor ama güzel değil. Çünkü yemek, içmek ve her türlü şehvetin kuranı olan insan insanlıktan çıkar ve şehvetin yaygınlaştığı bir toplum pis ve rezil bir toplumdur. İnsanlık basamaklarının en aşağısındadır. &lt;br&gt;Bu karmaşa içinde çocuklarımıza nasıl davranacağımız konusunu iyiden iyiye düşünüp davranış biçimi geliştirmek zorundayız. &lt;br&gt;Bu konuda, Merhum Muhammed Kutup, &amp;quot;Taklitlerin Çarpışması&amp;quot; adlı eserinde, düşüncelerimize ne kadar güzel tercüman olmaktadır. Açık konuşalım... &lt;br&gt;Bu gün içinde bulunduğumuz ahlâki çözülmenin bir takım &amp;quot;objektif&amp;quot; sebepleri var mıdır?...&lt;br&gt;Hangi örf ve adetlerin kalması, hangilerinin silinip gitmesi lâzım geldiği konusunda açık bir kanaat ve görüşümüz mevcut mu?&lt;br&gt;Genç kız ve delikanlılarımızın üzerinde bulunmalarını istediğimiz şekil hakkında bir fikre sahip miyiz?&lt;br&gt;Onların kendilerini ne dereceye kadar hür kabul edecekler?&lt;br&gt;Hangi kanun hayatlarını zabtu rapt altına alıp yön verecek?...&lt;br&gt;Genç kız her tarafa gidecek mi?&lt;br&gt;Kendine bir erkek arkadaş bulabilecek mi?&lt;br&gt;Aile bunu bilecek mi yoksa sır olarak mı kalacak?&lt;br&gt;Öğrendiği zaman kızacak mı yoksa tanımamazlıktan gelerek görmeyecek mi?&lt;br&gt;Veya ellerini açıp delikanlıyı kucaklayacak mı?&lt;br&gt;Genç kız nişanlısı ile birlikte sinemaya, tiyatroya, tenha bahçelere, veya hiç kimsenin görmeyeceği yerlere gidecek mi?&lt;br&gt;Vücudunu teşhir eden bir (robla) giysiyle dışarıya çıkacak mı? Bu giysinin kumaşını kendisi seçip, bacaklarını, sırtını ve göğsünü açacak bir stilde modasını kendisi mi tayin edecek? Yoksa bu işi aile mi yapacak? &lt;br&gt;Dışarıya çıkarken nereye gittiği sorulacak mı?...&lt;br&gt;Uzaktan yakından gözetilecek mi yoksa bütün bağları salınacak mı?&lt;br&gt;Eve geç geldiğinde &amp;quot;nerede idin&amp;quot; diye sorulacak mı?..&lt;br&gt;Yoksa bu onun özgürlük sınırı içinde bir hak olarak mı kalacak?..&lt;br&gt;Şimdi madalyonun diğer yüzüne gelelim. Genç delikanlı her tarafa gidecek, kendisine hasıl olacak kolaylıklara göre cinsi ihtiyaçlarının tümünü veya bazısını tatmin edeceği bir kız arkadaş bulabilecek mi?...&lt;br&gt;Çocuğun babasına karşı durumu nasıl bir seyir takip edecek?&lt;br&gt;Delikanlı evleneceği kız için kendisi mi dünürlüğe gidecek, yoksa başka birini mi gönderecek?&lt;br&gt;Kiminle evlenecek?&lt;br&gt;Yolda, sinemada, parkta tanıdığı, öğrenimde ve işte arkadaşlık ettiği veya hiç tanımadığı bir kızla mı evlenecek?&lt;br&gt;Evlilikte ortaya koyacağı şartlar ne olacak ve evleneceği kızın bu şartları kabul edip etmeyeceğini bilebilecek mi?&lt;br&gt;Bir kızla arkadaşlık edip, onunla yapacağını yaptıktan sonra, şayet beğenirse mi evlenmek için dünür gönderecek?&lt;br&gt;Yoksa temiz bir dostluk mu kuracaklar? Bu temizliğin derece ve gayesi ne olacak?&lt;br&gt;Kızın kendisine beslediği sevgiyi nasıl anlayacak?&lt;br&gt;Bunlar ve daha bunlara benzer, yüzlerce binlerce misal zikredilebilir. &lt;br&gt;Evet bizim Millet, yazar ve düşünürler olarak bu konuda açık bir fikrimiz, tayin edilmiş bir hedefimiz var mı? Yoksa işi şartlar neyi gerektiriyorsa 0 olsun diyerek kendi haline ezdiğim, gördüğüm yerlerde mutlu insanlar göremiyorum. Herkes birbirini suçluyor. Hep karşıdaki suçlu. Hiç kimse kendine bakmıyor. Evler birer kavga ortamı adeta. Herkes kendini haklı gördüğü için, herkes herşeyi bildiği için, kimse ne sevincini ne de üzüntüsünü paylaşmıyor. &lt;br&gt;Merhum Muhammed Kutup'un sorusuna &amp;quot;-Maalesef bunca zaman geçmesine rağmen, bu konuda açık bir fikrimiz yok ve tayin edilmiş bir hedefimiz yok.&amp;quot; diye cevap vermek zorunda hissediyorum. Ve keşke bunca zaman içinde bir cevap oluşturabilseydik diye hayıflanıyorum. &lt;br&gt;Her dinin bir ahlâkı vardır; İslâm'ın ahlâkı da hayadır. Bu prensip dahilinde gençlere hayadan, iffetten, namustan bahsedince o kadar şaşırıyorlar ki kendimi bir başka dünyadan gelmiş gibi hissediyorum. Bu konuları anlatabilmek iğne deliğinden deveyi geçirmek kadar zor geliyor. Eğitim sistemimiz ve medya onları o kadar olumsuz etkiliyor ki iffetli olmak, namuslu olmak önemsiz kavramlar olarak kabul ediliyor. &lt;br&gt;Sayın Veysel Gani'nin Türkiye Gazetesinde Kasım 1998 de yayınlanan bir yazısında &amp;quot;Milli Eğitim Bakanlığı&amp;quot;nca hazırlanmakta olan Orta öğretim kurumları Disiplin yönetmeliği akıl ve bilimden çok, ideolojinin yönlendirdiği değişiklikler içermektedir. &amp;quot;İffete aykırı bulunmak&amp;quot; yönetmelik kapsamından çıkartılarak yerine çok muğlak. &amp;quot;Genel ahlâka aykırı davranmak&amp;quot; füli ihdas edilmek istenmektedir. İffet namus ve temizlik demek olduğuna göre Milli Eğitimde namus ve temizlikten rahatsız olan bir zihniyet neyi amaçlamaktadır.&amp;quot; Bölümünü okuyunca geçen yıl yaşadığım bir olay aklıma geldi. Yaz tatillerinde ailelerin isteği ile bazı genç kızlara Kur'ân, ilmihal ve ahlâk dersleri vermeye çalışırım. Öğrencilerim, genellikle aile ortamında dini motiflerin çok yaşanmadığı ancak &amp;quot;bize öğretmediler çocuklarımız öğrensin. İlerde bize bir Fatiha okusun.&amp;quot; zihniyetindeki ailelerin çocuklarıdır. Bu çocukların her biri birer pırlanta. Öğrenmeye o kadar hevesliler ki sıhhat sorunlarıma rağmen onlarla ilgilenmek çok zevk veriyor. Geçen yaz bir gün; yaşları 10-16 arasındaki kız öğrencilere toplum ilişkilerinden bahsederken;&lt;br&gt;- &amp;quot;Sakın bedeninize kimsenin dokunmasına müsaade etmeyin. Sizi incitmelerine izin vermeyin.&amp;quot; diye bir tavsiyede bulunmak istedim. Masa başındaki çocuklar önce şaşkınlıkla birbirlerinin gözüne baktılar, sonra başlarını öne eğdiler. Bunun üzerine,&lt;br&gt;- &amp;quot;Ne o çocuklar! çok mu acayip konuştum, evet, siz istemezseniz kimse size dokunamaz&amp;quot; deyince,&lt;br&gt;Sosyal Demokrat düşünceye sahip bir ailenin kızı;&lt;br&gt;- &amp;quot;Siz öyle sanın hocam, peki okulda merdivenlerden inerken pandik ten nasıl korunacağız lütfen söyler misiniz?&amp;quot; deyince çocuklar arasında kıkırdaşmalar oldu. Bu sefer şaşıran taraf ben olmuştum.&lt;br&gt;- &amp;quot;O da ne demekmiş?&amp;quot; diye sorduğumda, uzun süren bir suskunluk yaşadık. Ayıp bir şey olduğunu anlamıştım ancak doğruluğunu teyid etmek için.&lt;br&gt;- &amp;quot;Hadi utanma söylediğin şeyin anlamını bilmiyorum anlat da öğreneyim. Hep ben mi size öğreteceğim?&amp;quot; dediğimde;&lt;br&gt;Aynı çocuk utana sıkıla;&lt;br&gt;- &amp;quot;Hocam okulumuz çok kalabalık ve merdivenler dar geliyor, acele acele derse koşarken erkek arkadaşlar, kasten çeşitli yerlerimize dokunuyorlar. İşte buna pandik deniyor&amp;quot; dedi.&lt;br&gt;13 yaşındaki bir çocuğun bu itirafı beni o kadar şaşırtmıştı ki bu konuda daha fazla bilgi almak için masa başındaki bütün çocuklara tek tek baktım ve;&lt;br&gt;- &amp;quot;Böyle bir şeye nasıl müsaade ediliyor, öğretmenleriniz görmüyor mu?&amp;quot; diye sorduğumda aldığım cevapları her çocuğun ayrı ayrı başlarından geçenleri, eğer yazacak olsam yazının bu bölümüne kocaman bir kırmızı nokta koymak gerekir. Bu dersin sonunda orta öğretim çağındaki bu çocuklara ve diğerlerine, sahip olmak gerektiğini bir kez daha anlamıştım. Daha on yaşlarındayken bu şekilde hareketlere muhatap olan kız çocukları ve onları bilinçli bir şekilde taciz eden erkek çocuklar, Üniversite çağına gelince elbette bu kadar serbest olacaklar diye düşündüm ve yüreğimden bir şeyler koptu. Erkek olsun kız olsun çocuklara haya, iffet ve namus kavramları tanıtılıp öğretilmelidir. &lt;br&gt;Bütün olumsuzluklara rağmen bu başarılabilir. Bu konuda asla erkek-kadın farkı gözetilmemelidir. Çünkü erkeklerin namuslu olmadığı bir toplumda, kadınlar iffetli olmaya devam edemezler. Oysa memleketimizde çocuklar cinselliklerinin dorukta olduğu çağlarında hiç bir ahlâk kuralına uymaksızın erkek-kız diz dize eğitim almak zorunda. Bu dipsiz kuyu değil de nedir? Çocuklarımıza ahlâki değerlere saygı ve ahlâklı yaşamanın yücelikleri anlatılacak diye Din Bilgisi Ahlâk derslerini kaldırmak ve bu derslerin okutulduğu okulları kapatmakla meşgul olan bir sistemin içinde eğitmek zorundayız. &lt;br&gt;Hesapsız olarak şehevi duygulara kapılmış olan toplumlar mahvolup yıkılmaya mahkum olan toplumlardır. Zira şehvetin kol gezdiği bir toplumda aile yuvasının huzurundan, çocukların mutluluğundan söz edilemez. Halbuki toplum yapısındaki ilk birlik evdir. Ve bir yavrunun doğarak gelişme basamadığında ilerlediği yegane yuva aile yuvasıdır. Onun için aile yuvasının emniyetinin, güveninin, maddi manevi her türlü temizliğinin sağlanması ve istikrarının korunması gerekir. Ve böyle bir havada ancak anne ile baba birbirine güvenir ve yuvanın korunmasını temin edebilirler, çocuklar terbiyeli huzurlu ve mutlu olabilirler. &lt;br&gt;Anne baba olarak çocuklarımıza karşı görevlerimizin ne olduğunu öğrendikten veya hatırladıktan sonra onlara haklarını iade etmeliyiz. Bu kadar bağımsızlığın içinde gençlerimiz mutsuz huzursuz ve perişan. Artık çocuklarımıza sahip olma zamanı geldi. Lütfen onlarla biraz daha yakından ilgilenelim. &amp;quot;Babanın çocuğuna iyi bir terbiye ve talim vermekten daha güzel hediyesi olamaz.&amp;quot; Eğer bir adım atacak olursak onların iki adım geleceğinden eminim. Çünkü sanıldığı gibi çocuk aşırı bağımsızlıktan hoşlanmaz. Onlara sevmeyi saymayı öğretmeliyiz. Sevgi vermeliyiz ki onlarda sevsin ve saysınlar.&lt;br&gt;&amp;quot;Önemli olan bağı dağ olmadan bağ yapmaktır.&amp;quot;&lt;br&gt; &lt;br&gt; &lt;br&gt; &lt;br&gt;Paylaşma Ahlakının Hukuksal Ve Ahlaksal Boyutu &lt;br&gt;Paylaşmak, müslüman insanın en güzel vasıflarından biridir. O güzel insan, ekmeğini, sevgisini, acıyı ve tatlıyı, bağını ve bahçesini, yetenek ve özelliklerini kardeşiyle paylaşır.&lt;br&gt;Müslüman, alan el değil, veren el olarak nitelendirilmiştir. Paylaşmak aşktan, muhabbetten, sevgiden kaynaklanır. Paylaşmak ihtiyaçtan kaynaklanmaz. Paylaşmak alanların değil, verenlerin işidir.&lt;br&gt;Rabbimizin biz kullarına lütfettiği her türlü nimetleri, Allah'ın bizlere emanetidir. O nimetleri sadece kendisi için kullananlar, paylaşma vasfını kaybehniş kimselerdir. Böyle egoistleri, bencilleri ve menfaatçileri Rabbimiz sevmez.&lt;br&gt;Eğer bir müslüman insan: &amp;quot;Benim başarım ve saadetim, herkesin başarısı ve saadeti ile birleşirse işte o zaman geçerli olur.&amp;quot; diyebiliyorsa, o insan paylaşan insan demektir.&lt;br&gt;Paylaşan insanlar, seven insanlardır. Seven insan ise, kendisinden taşan, kendi hesabını bir kenara koyan, başkalarının sevinç ve acılarını paylaşan, kendisini onlar için sorumlu sayan kimsedir.&lt;br&gt;Paylaşan insan, birden fazla hayatı yaşayan kimsedir. Birden fazla yaşadığı hayat, karşısındakinin, toplumun yaşadığı hayattır. Böyle özelliklere sahip olan insanlar için Kur'an-ı Kerim &amp;quot;Tek başına bir ümmet&amp;quot; (Nahl, 120) tabirini kullanır.&lt;br&gt;Paylaşan insanlar, Allah'ın tüm kullarını aynı şekilde seven ve sayan insanlardır. Bir insan kendi anlayışına, kendi cemaatine, grubuna mensup olanlara iyi davranıyor ve diğerlerine aynı fedakarlığı yapmıyorsa, o insan bir ölçüde menfaat ve hesap peşinde olan bir insandır.&lt;br&gt;Paylaşan insanlar gelmeyi değil, gitmeyi öne alan insanlardır. Netice olarak paylaşan insanlar, muhatabının fikir ve düşüncelerini, imkanlarını, gelir ve giderlerini, sıkıntı ve sevinçlerini, üzüntü ve ızdırabı, arabaları, develeri, at ve merkepleri, kâr ve zararları, başarı ve mağlubiyetleri paylaşan insan demektir. Bu insan tüm insanlara böyle davranırsa, nikahlı hanımına nasıl davranır? Şimdi ona bakalım.&lt;/font&gt;&lt;/h1&gt;
&lt;h1&gt;&lt;font face=Tahoma color="#00b050"&gt;Müslüman koca öncelikle şöyle düşünür:&lt;br&gt;Allah'ın, nikah akdi ve ahdi ile bana bahşettiği hanımım hamileliği, dünyaya gelişi, çocukluğu, kızlık dönemi, evliliği, nişanı, mehri, anneliği, nafakası itibari ile Allah'ın bana bir emanetidir. O da tıpkı benim gibi bir insandır.&lt;br&gt;Nikahı kıyılarak tercihini bana yapmış olması, onu hizmetleme akdi ile nikah kıyılmamıştır. O farz görevleriyle Allah'a, nafile dünyası ile bana muhataptır.&lt;br&gt;Allahü Teala hikmeti gereği, aileyi mutlu etsin, çalışıp çabalasın ve ailenin nafakasını temin etsin, toplumu düşmandan korusun diye, erkeği vücut bakımından daha üstün yaratmıştır.&lt;br&gt;Çocukları yetiştirsin, güzel huyuyla, şefkatiyle, aileyi huzur ve sükun ile doldursun diye hissiyatta kadınlara üstünlük vermiştir. Ona anne olma imkanını vermiş ve cennet üstü bir varlık olarak anlatmıştır.&lt;br&gt;Allah'ın ayetlerinden bir ayet olan ailede, kadının değişmeyen rolleri vardır. Bunlar: Hamile olmak, doğum yapmak, çocuk emzirmek ve çocukları terbiye etmektir. Bu rolleri sistematik olarak ele alırsak, İslam kadına şöyle der:&lt;br&gt;1. Sen, evinin işlerini çok güzel bir şekilde idare edeceksin,&lt;br&gt;2. Kocana ve çocuklarına huzurlu bir aile ortamı hazırlayacaksın,&lt;br&gt;3. Çocuklarını en güzel bir şekilde eğiteceksin.&lt;br&gt;Paylaşma ahlakında anne sevginin, baba ise otoritenin temsilcisidir. Baba evin reisi olup, patronu değildir. karı ile koca arasındaki ilişki bir ortaklıktır. Her ortak birbirinin iyiliği için çalışmalıdır.&lt;br&gt;Ancak, erkek ve kadının yüklendiği roller, günün şartlarına göre gözden geçirilir, ihtiyaç duyulduğunda birbirinin sahalarına girebilirler.&lt;br&gt;Demek ki, ailede sorumluluk eşit, ancak roller farklıdır.&lt;br&gt;Peygamberimiz, evin iç görevlerini Hz.Fatıma'ya, dış görevlerini İSe Hz.Alİ'ye verdi (İmam Kasani, Bedaius-Senai, 4/192; İbniAbidin, ReddülMuhtar, 7/299-300; timi Kayyim, Zadül-Mead, 5/187)&lt;br&gt;Hz.Fatıma, ev hizmetleri sebebiyle çektiği sıkıntıları babasına götürür, kendisine yardım edecek bir hizmetçi ister. Hz.Peygamber (s.a.v.), buna razı olmaz ve kendisine kolaylık temin etsin diye bir dua öğretir (33'er defa sübhanallah, elhamdülillah ve Allahü Ekber) (Seyid Sabık, Fıkhus-Sünne, 3/51).&lt;br&gt;Ev işlerini yapmak kadının görevi olmasaydı, kocanın hanımına bir hizmetçi tutması emredilirdi.&lt;br&gt;Günümüzde ev işlerini teknolojik aletlere yaptırtan ev hanımı, bu aletlerin iki üç hizmetçiye eşit olduğunu düşünmeli ve bu teknolojik hizmetleri eve alan kocasına teşekkür etmelidir.&lt;br&gt;İmam Birgivi, Tarikatı Muhammediye isimli eserinin 478. sa-hifesinde der ki: &amp;quot;Evinin iç hizmetlerini yapmak diyaneten kadına vaciptir.&amp;quot; Mesela, ekmek pişirmek, bulaşık ve çamaşır yıkamak, yemek hazırlamak gibi. Bunlan ve benzerlerini yapmıyacak olursa günahkar olur, ancak hukuken zorlanamaz.&lt;br&gt;Buna rağmen, ev işlerinde haramına yardıma olan erkeğin umre sevabını alacağını Peygamberimiz haber vermiştir.&lt;br&gt;Son zamanlarda, kadınların &amp;quot;Ben mecbur değilim&amp;quot; diyerek ev içi hizmetlerine karşı verdiği direnç ne yazık ki, yüzlerce ailenin dağılmasına sebep olmuş ve bir hiç uğruna ailenin vardığı yer, mahkeme salonları olmuştur.&lt;br&gt;Halbuki ev hanımı, ev içi hizmetlerim severek ve içtenlikle yapar. Çünkü onun ruh dünyası, fıtrat güzelliği, psikolojik yapısı ev içi hizmetlerine müsait olarak yaratılmıştır. Bu dengeyi feministlerin ekmeğine yağ sürercesine bozmak, aklı başında olan bir kadının yapacağı iş değildir.&lt;br&gt; &lt;/font&gt;&lt;/h1&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=4488240057414864055&amp;page=RSS%3a+A%c4%b0LE+NASIL+OLMALI%3a%3a%3f%3f&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=dogakurdu.spaces.live.com&amp;amp;GT1=dogakurdu"&gt;</description><comments>http://dogakurdu.spaces.live.com/Blog/cns!3E496E8D70E44CB7!748.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://dogakurdu.spaces.live.com/Blog/cns!3E496E8D70E44CB7!748.entry</guid><pubDate>Sat, 25 Aug 2007 20:32:48 GMT</pubDate><slash:comments>0</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://dogakurdu.spaces.live.com/blog/cns!3E496E8D70E44CB7!748/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://dogakurdu.spaces.live.com/Blog/cns!3E496E8D70E44CB7!748.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2007-08-25T20:40:33Z</dcterms:modified></item><item><title>GENÇLİK ÇAĞI RUH SAĞLIĞI VE RUHSAL SORUNLAR</title><link>http://dogakurdu.spaces.live.com/Blog/cns!3E496E8D70E44CB7!746.entry</link><description>&lt;div&gt;
&lt;table cellspacing=1 cellpadding=0 width=732 border=1&gt;
&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;
&lt;td&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#c00000" size=4&gt;GENÇLİK ÇAĞI RUH SAĞLIĞI VE RUHSAL SORUNLAR&lt;/font&gt;
&lt;tr&gt;
&lt;td&gt;
&lt;p align=center&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt; &lt;/font&gt;&lt;b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Yazar: Prof. Dr. Atalay YÖRÜKOĞLU&lt;/font&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#00b050" size=3&gt;Gençliğin Tanımı ve Toplumdaki Yeri&lt;/font&gt;&lt;/b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Gençlik, çocuklukla erişkinlik arasında yer alan, gelişme, ruhsal olgunlaşma ve yaşama hazırlık dönemidir. Ergenlikle başlayan hızlı büyüme, gençlik çağını sonunda bedensel, cinsel ve ruhsal olgunlukla biter. BM Örgütünün tanımına göre genç, 15-25 yaşları arasında, öğrenim gören, hayatını kazanmak için çalışmayan ve ayrı bir konutu bulunmayan kişidir. Gerçekten gençlik hem toplumsal, hem biyolojik, hem de ruhsal bir kavramdır. &lt;/font&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Türk toplumu gerçek anlamda genç bir toplumdur. Nüfusumuzun % 60’&lt;font face="Times New Roman TUR"&gt;ı&lt;/font&gt;nı 25 yaşın altındaki çocuk ve gençler oluşturmaktadır. 50 milyonluk hiç bir Batı ülkesinde nüfus içindeki gençlik kesimi bu kadar büyük değildir. &lt;/font&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Ülkemiz gençliği sorunsuz bir gençlik sayılabilir. Çünkü varlıklı toplumların gençlerine özgü hastalıklarına daha tutulmadı. Ülkemizde gençler arasındaki uyuşturucu kullanımı o kadar değildir. Gençlik suçluluğu da nüfusumuza ve genel suçluluk oranına göre düşüktür. &lt;/font&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Gençlik yalnız olumsuzlukların toplandığı bir çağ değildir. Gençlik tatlı hayallerin, tutkuların ve idealizmin filizlendiği, sıkı arkadaşlıkların, ilk sevgilerin yaşandığı dönemdir. Yeniliğe ve ileriye doğru atılımların yapıldığı, kendini kanıtlama ve kendi kimliğini ortaya koyma çabalarının yaşandığı dönemdir. ARİSTO 2300yıl önce gençliğin özelliklerini çok çarpıcı anlatmıştır. Şöyle ki; tutkuludurlar, huysuz ve öfkelidirler. Kendilerini içtepilerine kaptırırlar; tutkularının kölesi olurlar. İsteklerinin önüne dikilen en küçük engele bile katlanamazlar. Onura, başarıya, paradan çok değer verirler. Çünkü paraya gereksinimleri olmamıştır. Eli açık ve iyilikseverdirler. Çünkü kötülükleri tanımamışlardır. Çabuk güvenir, çabuk bağlanırlar. Çünkü aldatılmamışlardır. Yüksek amaç ve hayalleri vardır; çünkü daha yaşamın sillesini yememişlerdir. Koşulların sınırlayıcı etkisini öğrenmemişlerdir. &lt;/font&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Gençler yanılınca, çok yanılırlar. Sevgide de, nefrette de aşırıya kaçarlar. Her şeyi bildiklerini sanır ve onun için yanlışlarında sonuna kadar direnirler. &lt;/font&gt;&lt;b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#00b050" size=3&gt;Gençlikte Arkadaşlık&lt;/font&gt;&lt;/b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Gençlik çağı evden kopma ve topluma açılma çağıdır. Ergenliğe giren bir gence evi dar gelmeye başlar. Ana-babanın öğütlerinden ve karışmalarından usanan genç, kendini dışarı atar. Çünkü soluk alabildiği, özgür davranabildiği yer, dışarı ortamıdır. Evle bağları gevşeyen genç kendini dışarıda bulur. Kendi gibi bağımsızlık arayan, aynı kaygıları yaşayan, benzer bocalamayı yaşayan yaşıtlarına takılır. Evinde anlaşılmadığını, değer verilmediğini, çocuk gözüyle bakıldığını sanan genç için arkadaş kümesi bir kurtuluş, bir sığınaktır. &lt;/font&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Gencin sıkı arkadaşlık kurmadan topluma açılması düşünülemez. Bu bakımdan arkadaşlık ilişkileri toplumsal ilişkilere öncülük eder. Arkadaşlarca aranmak, beğenilmek ve benimsenmek, benlik saygısının önemli bir koşuludur. Genç bu ilişkilere girerek zekasıyla, spor ve sanat yetenekleriyle kendini kanıtlar. &lt;/font&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Arkadaşlık kurabilmek ve sürdürebilmek başlı başına bir başarı, ruh sağlığının bir ölçüsüdür. Ailesine bağımlı, güvensiz ve sıkılgan bir çocuk okulda başarılı olabilir ama, arkadaşlık kurmada çok yetersiz olabilir. Gençlik çağında, gençlerin ruh hekimlerine başvurma nedenlerinin başında arkadaşsızlık yakınması gelir. &lt;/font&gt;&lt;b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#00b050" size=3&gt;Gençlikte Benlik&lt;/font&gt;&lt;/b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Ben, benlik, kişilik çoğunlukla eş anlamlı olarak kullanılan kavramlardır. Kişiyi kişi yapan, başkalarından ayıran duygu, tutum ve davranışların tümünün örgütlenmiş bütünlüğünü anlatır. Her insanın ulaşmak istediği bir benlik vardır. Kişi özlediği, kendine yakıştırdığı bu ideal benlik kavramını geliştirmeye çabalar. İdeal bene yaklaştıkça mutlu olur. Kimi zaman ideal ben, bir düş, bir özlem olarak kalır. İdeal benliğe ulaşamazsa, kişi mutsuz olur. İdeal benliğin gerçek dışı olduğu durumlarda kişi bunalıma düşer, kavramını geliştirmeye çabalar. İdeal bene yaklaştıkça mutlu olur. Kimi zaman ideal ben, bir düş, bir özlem olarak kalır. İdeal benliğe ulaşamazsa kişi mutsuz olur. İdeal benliğin gerçek dışı olduğu durumlarda kişi bunalıma düşer. Kendi kendinden beklentisi çok yüksek olan kişi, genellikle bilinçdışı dürtülerin ve tutkuların buyruğundan çıkmayan kişidir. &lt;/font&gt;&lt;b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#00b050" size=3&gt;Gençlikte Kimlik Karmaşası&lt;/font&gt;&lt;/b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Kimlik karmaşasına giren gençler, kendilerine belli bir yön veremeyen bir yerde kök salamayan gençlerdir. ERİKSON (1968) kimlik karmaşasını yaşayan genci şöyle tanımlar:&lt;/font&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;İnsanlara yaklaşma ve sıkı ilişkiler kurmada başarısızlık gösterir ve bunun sonucu yalnızlık çeker. Uygun olmayan rastgele kişilerle arkadaşlık eder. Çalışamama, kendini bir işe verememe, dikkatini toplama güçlüğü belirgindir. Yarışmadan kaçar ve yeteneklerine uymayan işlerde kendini tüketir. Ailenin ve toplumun onaylamadığı rollere girer. Ters ya da olumsuz kimliğe bürünür. &lt;/font&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Kimlik karmaşasında kurtulmak için gençler değişik yollara başvururlar. Dış ülkelere göçüp yerleşerek, uyruk değiştirerek, din değiştirerek kendilerine yeni bir kimlik bulmaya çalışırlar. &lt;/font&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Toplum içinde bir yer edinemeyen, kök salamayan ve geleceğinden de umudu kesilen genç, topluma sırt çevirebilir. Çocukluğundaki kötü örneklere dönüş yapar. ‘Madem ben sizi istediğiniz gibi olamıyorum, öyleyse istemediğiniz gibi olacağım’ der. Sınıfını, uyruğunu, dinini, ülkesini, yetiştiği ortamın tüm değer yargılarını yadsıyabilir. &lt;/font&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Kimi genç de, topluma sırt çevirmek yerine topluma meydan okuyarak olumsuz kimliğini kanıtlamaya çalışabilir. Şiddet eylemcileri, teröristler bunlara örnek gösterilebilir. Bunlar içinde en çarpıcı örnek, hiç şüphesiz ki MEHMET ALİ AĞCA’dır. Zemzem kuyusuna işeyerek üne kavuşan insan gibi, o da değer verilen insanları öldürerek ünlü kişiler arasına girmiştir. &lt;/font&gt;&lt;b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Aile Tiplerine Göre Çocuğa Verilen Önem&lt;/font&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#00b050" size=3&gt;ÇOK SEVEN-KOLLAYAN, GEVŞEK DİSİPLİNLİ AİLE&lt;/font&gt;&lt;/b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Çocuğa büyük sevgiyle bağlanmışlar, tam benimsemişler. Çok sıcak verici ancak çok koruyucu ve kollayıcıdırlar. Tüm yaşamları çocuğa göre düzenlenmiştir. Yalnız çocuk için yaşıyor gibidirler; bir dediğini iki etmezler. &lt;/font&gt;&lt;b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#00b050" size=3&gt;SIKI DİSİPLİNLİ, SEVECEN AİLE&lt;/font&gt;&lt;/b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Bu aileler de çocuklarına karşı sevecen, ilgili ve düşkündürler. Çocuğun tüm maddesel ve ruhsal gereksinimlerini karşılarlar. Çocuğun sağlığı ve öğrenimi için hiçbir özveriden kaçınmazlar. &lt;/font&gt;&lt;b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#00b050" size=3&gt;BASKICI-İTİCİ SEVGİSİZ AİLE&lt;/font&gt;&lt;/b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Gence bu ailelerde küçükten beri yeterli sevgi ve sevecenlik gösterilmemiştir. Aile ortamı gergin, ilişkiler düşmancadır. Bol eleştiri, azar, aşağılama ve dayak vardır. &lt;/font&gt;&lt;b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#00b050" size=3&gt;SEVGİSİ YETERSİZ, DİSİPLİNLİ GEVŞEK AİLE&lt;/font&gt;&lt;/b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Bu aileler çocuğa karşı ilgisiz, ruhsal gereksinimlerine karşı duyarsızdırlar. Çocuk ayak altında dolaşmadıkça, ağlamadıkça ya da bir muzırlık yapmadıkça ilgilenmezler. &lt;/font&gt;&lt;b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#00b050" size=3&gt;PARÇALANMIŞ AİLEDE GENÇ&lt;/font&gt;&lt;/b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Ölüm veya ayrılık nedeniyle bölünmüş ailelerde büyüyen çocukların gençlik çağında çok değişik uyum sorunları ortaya çıkabilir. Çocukluğu babasız geçmiş bir genç erkek, genellikle bir genç kızdan daha çok sorunlarla karşılaşır. &lt;/font&gt;&lt;b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#00b050" size=3&gt;SEVEN, BENİMSEYEN, DEMOKRATİK AİLE&lt;/font&gt;&lt;/b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Çağdaş bir ailedir. Ana-baba arasında saygı vardır. Sorunlar buyruklarla değil, konuşarak çözümlenir. Evde gerginlik yerine, ılımlı bir hava vardır. &lt;/font&gt;&lt;b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#00b050" size=3&gt;GELENEKSEL, ATAERKİL AİLE&lt;/font&gt;&lt;/b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Geleneksel Türk ailesinde babanın tartışılmaz, salt otoritesi vardır. Evde ilk ve son sözü söyleyen babadır. Babayla çocuk arasında korkuyla karışık saygılı bir uzaklık vardır. &lt;/font&gt;&lt;b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#00b0f0" size=3&gt;Ruhsal Hastalık Kavramı&lt;/font&gt;&lt;/b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Ruhsal hastalık, insanın duygu, düşünce ve davranışlarında olağan dışı sapmaların aykırılıkların bulunmasıdır diye tanımlanabilir. &lt;/font&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Ruhsa hastalık belirtileri rahatsız edici, acı verici, kişiyi ve çevresini mutsuz eden türden belirtilerdir. Kişinin uyumunu bozar, ilişkilerini sarsar, çalışmasını etkiler. &lt;/font&gt;&lt;b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#00b0f0" size=3&gt;Nevrozlar&lt;/font&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#00b0f0" size=3&gt;BUNALTI NEVROZU&lt;/font&gt;&lt;/b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Bunaltı sürekli olabildiği gibi, yoğun biçimde nöbet nöbet de gelebilir. Bunaltı nöbeti geçiren bir kimse belirsiz bir korku içindedir. İçi daralır, sık sık solur, soğuk soğuk terler döker, göğüs sıkışır, boğazında lokma kalmış gibi bir tıkanma duyar, çarpıntısı vardır. &lt;/font&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Çocuklukta yaşanan bunaltının en önemli nedenlerinden biri ana-babadan ayrılma, ana-babayı yitirme durumlarıdır. &lt;/font&gt;&lt;b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#00b0f0" size=3&gt;FOBİK NEVROZ&lt;/font&gt;&lt;/b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Saçma, abartılmış ve gerçeğe uymayan korkulara fobi adı verilir. Korku, benliğin sağlıklı bir tepkisidir. Kişiyi tehlikelere karşı uyarır ve önlem almasını, korunma yolları aramasını sağlar. Fobik kişi, benliği tehlikeye sokmayan durum ve nesneler karşısında korkuya ve paniğe kapılır. Köpekten korkan bir kimse bir yavru köpek yanından geçse bile, dizinin bağı çözülebilir. dokunmak ya da kucağına almak ise paniğe kapılabilir. &lt;/font&gt;&lt;b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#00b0f0" size=3&gt;HİSTERİK NEVROZ&lt;/font&gt;&lt;/b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Hasta, hiçbir organik bozukluğu olmadığı halde birden bacaklarının tutmadığından, ellerini kollarını oynatamadığından yakınır. Sanki birden felç olmuş gibidir. Ancak sinirlerde ve kaslarda bir bozukluk yoktur. Gündüz kolunu-bacağını oynatamayan hasta, uykudayken serbestçe oynatır. &lt;/font&gt;&lt;b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#00b0f0" size=3&gt;OBSESİF-KOMPULSİF NEVROZ&lt;/font&gt;&lt;/b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Kişi, düşüncesinin saçma olduğunu bilir. Ama bunaltı çekmekten kendini alıkoyamaz. Aklından kovmaya çalışır ama başaramaz. Örneğin, bir anne yeni doğan çocuğu ile ilgili olarak aklından geçen ‘Ya çocuğumu boğarsam. Ya elimdeki bıçağı çocuğuma saplarsam’ gibi düşünceden çok büyük sıkıntı duyar. &lt;/font&gt;&lt;b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#00b0f0" size=3&gt;DEPRESİF NEVROZ&lt;/font&gt;&lt;/b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Depresyon genel bir çöküntü durumudur. Depresyona giren bir kişi yaşama sevincini yitirir. Sürekli üzgün. kederli, isteksiz ve yorgundur. Günlük işler ona büyük bir yük gibi gelir. Yaptığı işten tat almaz. Gülmeyi unutmuş gibidir. Canı konuşmak istemez. &lt;/font&gt;&lt;b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#e36c09" size=3&gt;Psikozlar&lt;/font&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#e36c09" size=3&gt;ŞİZOFRENİ&lt;/font&gt;&lt;/b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Şizofreni, genç yaşlarda başlayan düşünce, duygu ve davranışlardaki ağır bozukluklarla birlikte giden, kişinin ruhsal dengesini ve uyumunu bozan bir psikozdur. Genellikle ergenlik çağı ile 45 yaş arasında ortaya çıkar. En yaygın psikoz türüdür. Hastaneye başvuranların % 20’sini oluşturur. &lt;/font&gt;&lt;b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#e36c09" size=3&gt;MANİK-DEPRESİF PSİKOZ&lt;/font&gt;&lt;/b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Hasta, depresyona girdiği zaman, tam bir çöküntü içinde görünür. Yemez-içmez, uyumaz; insanlardan kaçar. Bezgin, üzgün ve elemlidir. Çalışma gücünü yitirmiştir. Hasta, suçluluk duygusu çeker. Öyle ki hasta ikinci Dünya Savaşı’nın kendi yüzünden çıktığını söyleyecek kadar gerçekten kopabilir. &lt;/font&gt;&lt;b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#e36c09" size=3&gt;Ruhsal Tedavi&lt;/font&gt;&lt;/b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Ruhsal tedavi (Psikoterapi) ruhsal bozuklukları konuşma yoluyla düzeltmeyi ve iyileştirmeyi amaçlayan tedavi biçimidir. En yoğun tedavi biçimi Psikanaliz’dir. Bu tedavide hasta divana uzanarak değil, hekimle yüzyüze konuşarak tedavi edilir. &lt;/font&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Hastanın beklentileriyle hekimin amaçları çelişiyor, tedavi süreci verimli olmaz. İyi bir arkadaşla dertleşme, sorunlarını paylaşma ve dayanışma bir ölçüde ruhsal tedavidir. Hekimin hastasını tanımasından daha önemlisi hastanın kendi kendini tanımasıdır. Hastanın yardım almaya istekli ve işbirliğine yatkın olması, ruhsal tedavide ön koşuldur. Hekimlikte hastanın isteğine karşın tedavi uygulanamaz. &lt;/font&gt;
&lt;p&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt;Gençlerle ruhsal tedavi sürdürülürken, ana-babalarla düzenli ya da belli aralıklarla görüşmeler yapmak gerekir. Genç, ana-babası arasında kalırsa, tedavinin etkisi olmaz. Örneğin tutucu bir aileden gelen bir genci, daha bağımsız davranmaya yöneltmek, gençle ana-babanın daha çok çatışmasına yol açar. Böyle bir durumda tedavi son bulur. &lt;/font&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;font color="#ffffff" size=3&gt; &lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=4488240057414864055&amp;page=RSS%3a+GEN%c3%87L%c4%b0K+%c3%87A%c4%9eI+RUH+SA%c4%9eLI%c4%9eI+VE+RUHSAL+SORUNLAR&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=dogakurdu.spaces.live.com&amp;amp;GT1=dogakurdu"&gt;</description><comments>http://dogakurdu.spaces.live.com/Blog/cns!3E496E8D70E44CB7!746.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://dogakurdu.spaces.live.com/Blog/cns!3E496E8D70E44CB7!746.entry</guid><pubDate>Sat, 25 Aug 2007 20:24:09 GMT</pubDate><slash:comments>0</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://dogakurdu.spaces.live.com/blog/cns!3E496E8D70E44CB7!746/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://dogakurdu.spaces.live.com/Blog/cns!3E496E8D70E44CB7!746.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2007-08-25T20:34:50Z</dcterms:modified></item></channel></rss>