Tatlı bir esintidir; akşam'ın yorgun saatlerinde esip gelen. Ne bir eksilme vardır,nede bir değişiklik gelen sevda kokusunda. Okşayıp geçerken esinti bedenimden,ruhumu alıp gider; kimsesiz bebeklerin yanağındaki masum tebessüme. Bazen sahipsiz bir gülüş,bazende hıçkırıklı bir ağlama olarak görünür, Ne sevda hakeder bunu,ne sevgili,nede sevdalı ama hep yasanır nedensiz. Düşen her yaprakta tükenmiş bir sevda,tükenen her sevdada yeşeren bir tohum olur aşk.
Diyen bir öğretmen kardeşimizin bu duyurusunu iletmek istedim...
4. sınıf okutuyorum . çocuklar okumayı çok seviyorlar ama imkanları çok sınırlı. minik bi köyde yasıyorlar. bütün dünyayı bu köy ve ilçe sanıyorlar. onların ufuklarını genişletmeye calışıyoruz kitaplarla. bana yardım eder misiniz? elinizde fazla olduğunu düşündüğünüz kitaplarınız varsa 4. sınıflara uygun olanları bana yollar mısınız?
Bırakıp gitmez sandığın ben ,ölümü yüreğime aldım işte gidiyorum.Ölüm vuslat belkide ,belkide hiçlik ölüm Ama ben ölümü gözü kara bir militan gibi cebime koydum gidiyorum .Bu gidiş ne senden bir kaçış nede sana bir veda .Karşı konulmaz bi istek sadece ... belki irade dışı ama iradeninde yok oluşu bu gidiş.Sen yoksun bu gidişte sevdiklerim yok .Sadece yokluğumun mutlu edeceği gülüşler yol arkadaşım .Sonunda sana kavuşmak yok ,ellerini tutup ,gözlerindeki denizleri görmekte .Dalgaların çığlıklar gibi haykırışların ,şimşek şakırtısı gibi kızışların da yok.Yani sen yoksun...Her mezar taşı ayrı bir hikayenin kitap kapağı... Onun için mezarlıklar şehirlerin tarihini anlatır ya... Benim hikayemin kitap kapağında ne yazacak acaba.Bunca çekilen çilenin ,acının,yaşanan güzel şeylerin sonucunda böyle gitmek ne kadar zor.
Bak gidiyorum... Dönüşü olmayan bir yola... Gitme hakkımı kullanıyorum elimde olmasada .İstersen son kurşunu sen sık yüreğime .Senin elinle bitsin bu gidiş Senin varlığın yoldaş olur belki böylece .Yada boşver sen hiç bulaşma bu gidişe .Kirlenmesin deniz gözlerin bu seyirle.Sen uçsuz bucaksız ufukları seyret .Belki bir gelen olur uzaklardan beklediğin.Ve bu geliş hiçbir gidişin seni mutsuz etmesine müsaade etmez .Her kar tanesine yer yüzüne inmeden tertemizdir,bembeyazdır.Ne olursa kirlilik adına yeryüzünde yaşanır kar tanesi için.Ben yeryüzüne ineli asırlar oldu Sadece ismimin çağrıştırdığı beyazlık kaldı yadigar .O da kar.Sen hiç kar denilince siyahı hatırladınmı . Kirliliğimle ,yanlışlarımla,ağlatılmışlığımla,aldatılmışlığımla ve en önemlisi yüreğimde taşımaktan yorulduğum sevdamla gidiyorum .Hakkını veremediğim belki hak etmediğim,yıprattığım ,yorduğum ve üzdüğüm sevdamla.
Bak gidiyorum .... Ölme hakkımı kullanıyorum tercih etmesemde .Selası veriliyor yüreğimdeki sevdanın Belki kılacak kimse bulunmayacak cenaze namazını sevdamın . Çünkü ben bu sevdayı tek başıma suladım ve büyüttüm kimseden habersiz.Ölümüde sessiz olacak doğumu gibi .
Bak gidiyorum... gitmez sandığın ben ölümü yüreğimin avuçlarına aldım gidiyorum . Türküler sende kalsın ve gülüşler.Ben ağlatılmışlığımla gidiyorum .Mutluluklar senin olsun ben hüzünlerimle gidiyorum.Güneşli güzel günler sana kalsın ben karanlıklara gidiyorum .
Bak gidiyorum...Yaşanmışlıkların izleri var yüreğimde .Yaşayamadıklarımın kırıkları.Belki anlayamayacaksın beni ama sen kalmana bak. Ama anlamak istersen beni Züleyha ;ya sor Yusufu sevmişliğini.Yada sen boşver kalmana bak sen .Gözlerini ufuklara dik .Belki uzaklardan gelen bir beklenen hiçbir gidişe müsaade etmeyecek kadar mutlu eder seni.
Sen ey düşe bile girmesi yasak sevgili
Hayallerim kadar ağır aksak sevgili
Altından yapılmış mermer zindanlarında vicdanım gibi köle
Sonsuz hayatımızı tehlikeye sokan dünyaya ait isteklerimiz reddedilebilir. İsteklerimizin reddedilmesi, bazen dünya hayatımız ve bazen de sonsuz hayatımız açısından lehimize olabilir.
Kur'an'da şöyle denir: "Hoşlanmadığınız bir şey sizin iyiliğinize olabilir veya hoşlandığınız şey sizin kötülüğünüze olabilir. Bunu bilmezsiniz; ama, Allah bilir." 10 Biz iyi ve doğru bildiklerimizi isteriz. Ancak belki de istediğimiz, musibetimizdir. Yeryüzünde yüzlerce kadının ya da erkeğin katilleriyle evlendiklerini biliyor muydunuz? Niceleri ödüllerini almaya giderken, aslında ölüme gittiler. Şuracıkta ölmek için bir soluk duman alır mısınız? Ya da birkaç bardak öldürücü sıvıyı, dansın ve müziğin eşliğinde yudumlar mısınız? Uyuşturucu ve alkolde eğlence arayan pek çok insanın, ölümlerinden hemen önce yaptıkları budur. Görünüşe göre kaybediyoruzdur. Oysa işsizlik bizi zenginliğin tehlikelerinden kurtarabilir; fakirliğe mahkûm ederek, sefahatten, zevk düşkünlüğünden, bencillikten uzaklaştırabilir. Müdür olamamak, bizi emrimizdekilere zulmetmekten kurtarabilir. Hâkim olamamak, bizi adaletsiz veya taraflı kararlar vermekten uzak tutabilir. Kimi mahrumiyetlerimiz, kimi zararlardan kurtulma dileğimizin sonucu olabilir. Aklımız, vicdanımız, nefsimiz ve kalbimiz arasında bitmeyen savaşlar yaşayacağız. Bazen ne olmadık şeyler isteyebildiğimizi bilirsiniz. Her istediğimiz aynen kabul edilseydi, biz insanlar dünyayı şereften ve adaletten mahrum bırakırdık. Sokaklar tecavüzlerle dolardı. Her öfkeden bir cinayet çıkardı. Değerler ve imkânlar paylaşılamaz, en küçük paylaşımlar kanlı savaşlara yol açardı. Genellikle biz, iyilik zannıyla, güzellik, mutluluk ve huzur beklentisiyle isteriz. Işığa uçan pervane böcekleri gi- / biyiz çoğu zaman. İlâhî sevgiye kavuşmuş insanlar, "ken- / dilerini felâketlere sürükleyecek başarılardan" mahrum bırakılırlar. Nice insan, şimdi mahrum kaldıkları yüzünden, asırlar sonra sevinç çığlıkları koparacaktır. \ Hatırlıyorsunuzdur; Amerikalılar uzay mekiği Challen- \ ger'la birlikte uzaya uçacak 7 astronotu seçeceklerdi. 11 bin aday birbiriyle yarıştı. Hepsinin de kalbi o mekikte uzaya uçabilmek için çarpıyordu. Adaylardan sadece 7'si başarabildi. Diğerleri kaybetmenin üzüntüsünü yaşadılar. 1986 yılında o mekik 10. kez uzaya fırlatıldıktan saniyeler sonra, dünyanın gözleri önünde patlamış ve 7 astronotun vücudu uzay boşluğunda kaybolmuştu. Mekiğe binemedikleri için üzülenlerin, o patlama anında neler hissettiklerini düşünüyorsunuz? 2003 yılının Ocak ayında, Diyarbakırspor Teknik Direktörü, Diyarbakır uçağı için rezervasyon yaptırmıştı. Takımın kalecisine de acilen yetişmesini söylemişti. Karayoluyla gelen kalecinin gecikmesi yüzünden rezervasyonu iptal etmek zorunda kalan teknik direktör, düşen o uçakla birlikte sonsuz hayata göçmekten son anda kurtulmuştu. Belki de o uçağı kaçırmasına yol açtığı için kalecisine öfkelenmiştir. Bu tür yaşantılardan ibret alamıyoruz. Oysa yaşadıklarımıza uzaktan ve toptan bakabilseydik, tam olarak böylesi ibretli kesitlerden oluştuklarını görecektik. Bir sınavı kazanamamak, bir yarışın birincisi olamamak, sevdiğimize kavuşamamak, gençliğimizi fakirlik içerisinde geçirmek, o mirasa sahip olamamak, ayırımcılığa uğramak... Aklımıza gelebilecek benzeri tüm olumsuzluklar. Acı bugün için acıdır; zevk de şu an için zevktir. Ancak, yarın, anlamları değişebilir. Bugünlerde yaşadıklarımızın gerçek anlamlarını, bazen yıllar sonra yaşlanınca; çoğu zaman da, asırlar sonra Sırat Köprüsünden geçerken kavrayabileceğiz. Yeryüzünün en büyük insanlarından birisi Hz. Ali (kv) idi. Müthiş bir zekâsı, inanılmaz bir ilmi ve olağanüstü bir cesareti vardı. Fakat çağının yöneticisi olduğunda, Müslümanlar, birbirleriyle çatıştılar. Böylesine inanılmaz bir dehanın önderliğinde dünya siyasetine meydan okuyamadılar. Hiç kimse Hz. Ali'nin (kv) başarısız olduğunu ve duasının reddedildiğini söyleyemez. İstekleriniz, eğer parçası olduğunuz toplumu ilgilendiriyorsa, dünyada gerçekleşebilmeleri, isteklerinizin o toplum hakkında takdir edilmesine bağlıdır. Eğer siz müthiş bir şairseniz, toplumunuz sizi hak etmediği sürece, şairliğiniz içinizde gelişecek ve açılması sonsuz hayatınıza saklanacaktır. Belki, çağınızın size lâyık olmayan insanlarından gizleneceksiniz de, asırlar sonra, size lâyık bir nesil tarafından keşfedileceksiniz. Bilemezsiniz. O zaman, kimi dualarınızın bu dünyada yaşadığınız sırada gerçekleşmiyor olması sizi üzmemelidir. Son gülenlerden olmak en iyisidir. Hayatta bin bir çeşit rol yaratılmıştır ve herkes bu rollerden birisini omuzlayacaktır. Evren sinemasındaki her insan, bir baş rol oyuncusudur. Evrende rollerin üstünlüğü veya önemsizliği yoktur; rolleri iyi veya kötü oynamak vardır. Ölçülerimiz, çürümeye hazırlanan basit ve geçici dünyanın değerlerine göre şe-killenmemelidir. Bizler sonsuzluk yolcularıyız. Bu hayatta insanın herhangi bir alanda başarılı olması mümkündür. Kimisi sporda, kimisi sanatta, kimisi ticarette veya kimisi ilimde zirveye çıkar ve adını tarihe altın harflerle yazdırır. Ancak gerçek tarihe yazılmak için, insanlar tarafından tanınmanız gerekmiyor. İnsanlar çabucak unuturlar; ama, melekler unutmazlar; Evrenin Sahibi unutmaz. Yeryüzünde meşhur olmanın değeri birkaç damla su ise, gökyüzünde tanınma nın değeri ufka uzanan okyanustur. Herkes Kaderin Sahibinin uygun bulduğu herhangi bir rolle, sonsuz hayatının zirvesine çıkmayı başarabilir. Bu yönüyle, kadın veya erkek olmanın bir avantajı veya dezavantajı yoktur. Herkes istediği ve çabaladığı kadar başarılıdır ve değerlidir. Gerçek değerinizi dünya malından biriktirdiklerinizde değil, eylem defterinizde yazdırdıklarınızda arayın.
Sabaha çıktıktan sonra artık geçen geceye bakma. Çünkü şerri ve hayrı ile giden dünü değil bugünü yaşayacaksın. Farzet ki ömrün sadece birgün, o da bugün... Bugün doğdun ve bugün Rabbine kavuşacaksın. Geçmişin kederi, geleceğin kaygısı ile ayağının sürçmesine müsaade etme. Bütün dikkatini, ihtimamını, çalışmanı, bugüne teksif et. Ömrünün bu son gününün namazlarını mutlak surette huşu içinde eda et! Kur'an'ı Kerim-i tedebbür ederek oku. Tesbihatını huzurda yapıyormuşçasına yap. Ahlakına, muamelatına dikkat et. İnsanlara faydalı olacak işler konusunda son derece azimli ve gayretli olarak gününü geçir.
Bu son gününün saatlerini iyi kullan. Dakikalarını senelere, saniyelerini aylara dönüştür. Yüce Mevlayı çokça zikret. Bugün tarlana hep hayır ek. Günahlarından tövbe et. Kinden, hasetten uzak ol. Rızkına razı ol. Eşini, çocuklarını mutlu et. Kendin Ol - İmmea Olma
Hiçbir zaman başkası olmaya gayret etme. Çünkü bu gerçekten sonsuz bir sıkıntı sebebidir. Adem aleyhisselamdan bugüne insanoğlundan biri diğeriyle aynı surette yaratılmamıştır. Sen özelsin. Geçmişte hiç kimse senin suretinde yaratılmadı. Bundan sonra da yaratılmayacak. Sen Ahmet'ten Mahmut'tan farklısın. Bu yüzden kendini başkasında diriltmeye kalkışma. Hayata 'sen' olarak atıl.
Yaratıldığın gibi yaşa. Sesini, yürüyüşünü değiştirme. Senin özel bir tadın, rengin var. Seni bu tadınla, renginle tanıdık ve böyle görmek istiyoruz. Çünkü sen böyle yaratıldın. İbn Mes’ud (r.a.) bir gün arkadaşlarına:
“Sakın herhangi biriniz “immea” olmasın!” dedi. Onların
“Ey Eba Abdirrahman! İmmea da nedir?” diye sormaları üzerine de şunları söyledi:
“İmmea “Ben halka bağlıyım. Onlar doğru yolda olurlarsa ben de doğru yolda olur; onlar dalalette (sapıklıkta) olursa ben de dalalette olurum” diyen kişidir. Allah’a yemin ederim ki halk tamamen kâfir olsa dahi siz kendinizi kâfir olmamak için zorlamak mecburiyetindesiniz.”
İnsanoğlu tabiatı itibariyle meyve ağaçları gibidir. Kimisi uzun kimisi kısa. Kimisi tatlı kimi ekşi. Muz gibiysen başka mevye olmaya gayret etme. Çünkü güzelliğin, değerin muz olmandadır. Renklerimizin, dillerimizin, güçlerimizin velhasıl tüm özelliklerimizin farklı oluşu Bari Teala'nın ayetlerinden bir ayettir.La-Tahzen / Üzülme
Çünkü hüzün, düşmanı sevindirir, dostunu üzer, haset edenin diline düşürür.La-Tahzen / Üzülme
Çünkü hüzün, kaybolanı geri getirmez, öleni diriltmez, kaderi değiştirmez, hiçbir fayda getirmez.La-Tahzen / Üzülme
Çünkü hüzün sinirleri yıpratır, kalbini yorar, gecelerini mahveder.La-Tahzen / Üzülme
Eğer günah işlediysen tövbe et, istiğfarda bulun, yanlış yaptıysan düzelt, O'nun rahmeti sonsuz, kapısı hep açıktır.La-Tahzen / Üzülme
Kaybettiğin şey için üzülme çünkü daha pek çok nimetlere sahipsin. Allah'n sana bahşettiği diğer nimetleri düşün ve şükret. Allah Teala, “Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız buna güç yetiremezsiniz” buyurmuyor mu?La-Tahzen / Üzülme
Ehli batılın sözlerinden dolayı üzülme, onların tenkitlerine sabrettiğin sürece mükafatlandırılacağını unutma. La-Tahzen / Üzülme
İnsanlara ihsanda bulunduğun sürece üzülme. Çünkü mutluluğun yolu insanlara ihsanda bulunmaktan geçer.La-Tahzen / Üzülme
Çünkü iyiliğin mükafatı on mislinden yedi yüz misline, kötülüğün karşılığı ise sadece mislince
AİLE DE ALT YAPININ OLUŞMASI Ailenin oluşmasında temel unsur insandır. İnsan ele alınmadan, insan anlaşılmadan, onu öğrenmeden alt yapıyı sağlam temellere dayamak çok zordur. Çünkü, karı-kocanın ilişkilerinin temeli, insani ilişkilerdir. Bu sebeple bir ailede insani ilişkiler kurulmaz ise, evlilik ilişkilerini kurmak hayli zordur. Öyle ise işe insandan başlamak gerekir. Erkek de insandır, kadın da insandır. Cinsiyet, insani ilişkinin üzerinde çok küçük bir yer tutar. İnsanın yaratılışında Yüce Allah, onu insan yaratmakla şereflendirdi. Hayvan, taş, ağaç olarak da yaratabilirdi. Böylece Allah (c.c.) varlıklar arasında insanı seçti. Canlılar arasına katı. Bu durumda da insana ikinci şeref verilmiş oldu. Can taşımak şerefi, hayat şerefi. Canlılar arasında seçilen insana şuur ve irade verildi. İrade verilince insan olduk. Ve son noktayı iman şerefi ile koydu. Böylece insan, hayata erkek ve bir kadın ile başladı. Ve hayatın başlangıcı çift olarak başladı. Bazı hadislerde, arap toplumuna ait deyimler, sözler kullanılmıştır ki, bu da çok normaldir. Mesela; "Kadın kaburga kemiği gibidir. Zorlarsanız kırılır." (Buhari, Enbiyal, Nikah, 80; Müslim, Rada, 62) gibi. Bir erkek ile bir kadından yaratılan tüm insanlar şubelere ayrılmıştır. Tanışmak için, kaynaşmak için. Cinsiyet de bir şu-bedir.Tanışmaya matuftur. (Hucurat, 13) Çünkü Allah'ı tanımak insandan geçer. Muhabbet, Allah'ın kendi sıfatından bahşettiği bir parçadır. (Meryem, 96) Ruh var olduğu müddetçe, muhabbet de var olur. Bu muhabbetin teşekkürü ibadettir. İnsan ölünce ibadeti biter, muhabbetle birlikte toprağa gider. Bunun için insan, seven ve sevilen bir varlıktır. Allah insanı ve evreni yaratmadan önce muhabbeti yaratmıştır. Böylece yaratılışın hikmeti muhabbet olmuştur. Ve muhabbet Peygamberimiz (s.a.v.)'in adeta mayasıdır. Cinsler arasında muhabbetin yaratılmış olması, ilahi bir vergidir. Bu vergiyi insan meşru yoldan kullanırsa Allah'ı razı eder ve mesud olur. Gayr-i meşru yolda kullanırsa Allah'ın gazabım çeker ve mel'un olur. İşte hayatın yaratılışının gayesi bu sebeplerle muhabbettir. Hayatın gayesi ise kulluktur. İnsan ve cin, O'nu tanımak ve O'na ibadet etmek için yaratılmışlardır. (Zariyat, 56) İnsana verilen tüm imkanlar, kulluk borcunun ifa edilmesinde kullanılmalıdır. Bunun için, kadın erkeğin kulluğunu tamamlayan bir parça, erkek kadının kulluğunu tamamlayan bir parçadır. Kadın ve erkek, kulluk yürüyüşünde birbirlerine destek veren Allah yolunun iki yardımcılarıdır. İşte evlilik, bu desteğin, bu yardımın meşru zeminde gerçekleşmesidir. Evlilik bu gaye ile yapılırsa, namaz kılmak gibi ibadet olur. Yüce Allah, eşleri kullukta birbirlerini tamamlayan unsur olarak görmek ister. Meğer ki, hayat ibadet olsun. Bunun yanında evlilikte bir takım beşeri ihtiyaçlar da giderebilir. Ama o durum Allah'ın kuluna bahşettiği ekstradan bir ödüldür. Eğer evliliği bu sağlam temele oturtmaz isek, hayat ibadet olmaktan çıkar, adeta cinayet olur, berbat olur, zindan olur. Neticede cehennem olur. İnsana mutluluk ve saadet getirmesi için yaratılan şeyler, bu sefer insana felaket getirir. Niçin? Ey insan yine sen tabiat ve hayata karşı da kendine yeterlilik ayaklarına yatma, kadınsız erkek olmaz, erkeksiz de kadın olmaz. Görülüyor ki, "Karı-koca, bir bütünün iki parçası gibidir." (Tirmizi, Taharet, 82) İnsanlar ağaçlar gibi üremezler. Bu konunun hikmetini düşünen insan, kul olarak derki: "Yarabbi. Anladım ki ben, kendi kendime yetemem. Bırak Sensiz olmayı, yani Sana muhtaç olmayı, ben bir kadına muhtaç iken, Sana nasıl muhtaç olmam? Bu durum kadın için de aynıdır. Bu sebeple cinsiyet farklılığı fazilet değildir Irk üstünlüğü bir fazilet olmadığı gibi, cinsiyet farklılığı da bir fazilet üstünlüğü olamaz. Ancak her iki cinsin kendisine göre fazilet ve zaafları olabilir. Ortak üstünlüğü ve ortak zaafları vardır. Farklı üstünlükleri, farklı zaafları vardır. İşte kadın ve erkeğin iki yönünü, iki yüzünü tanıyan bir insan, Allah'ın yardımıyla ve izniyle aile modelini ideale ulaştıracak hayatı kurabilirler Çünkü, evliliğin gayesi tesbit edilmemiş, hedefi bulunamamıştır. Veya evlilik müessesesi Allah'ın koyduğu yere konulmamıştır. Uygun yere konulmamıştır. Unsurlar işlevini, görevini yapamayınca, görevi zulüm olur artık. Hayatımızda hem kendimize ve hem de ailemize veya ailemiz de kendi nefsine ve ailesine zulmetmeye başlar. Onun için kadın, erkeğin kulluğunu, erkek de kadının kulluğunu tamamlayan bir araç olmalıdır. Bu konular, tesbitler yerli yerince oturtulmadığı müddetçe evlilikten bereket, keramet, fayda beklemek sadece hayaldir. Evliliğe bu çerçeveden bakanlar için, evlilik hakkındaki bilgi ve belgeler faydalı olur, yoksa diğerlerinin canını sıkar. Yüce Mevla, erkek ve kadının birbirine ihtiyaç duyması için, birine vermediği bir hasleti, iyiliği, niteliliği diğerine; diğerine koymadığı bir hasleti o birine koyması, bu iki yanmı bir bütün halinde değerlendirdiği içindir. Bu ikisini belli bir zaman ve zeminde, meşru ölçülerle bir araya getirmez isek, insan neslinin devam etmesi mümkün değildir. Bu ne demektir? Ey insan, sen kendine yeterlilik iddiası yaparsan bu şirk olur. Kur'an-ı Kerim, karı-kocaya zevc demektedir. Yani eş. Tıpkı ayağa giyilen iki nalin manasına. Biri erkek, diğeri ise kadın. Birisi sağ ayakkabı, diğeri ise sol ayakkabı. Bir insan sağa giyeceği ayakkabıyı sol ayağına giyemez. Birbirine çok benzediği halde, birbirine ait ayakkabıları değiştirip giyemezler. İkisi, birbirinin yerini tutamayan benzerlerdir bunlar. Kadını erkekleştirmeye yeltendiğiniz zaman dengeyi bozarsınız. Erkeği de kadına benzetmeye çalışırsanız, tabiatı bozarsınız. Ve bu durum böyle ele alınırsa, Allah'ın yarattığına hakaret olur. Cinsiyetten gelen asli iki görev kadına anneliği, erkeğe ise babalığı vermiştir. Fizyolojik olarak bu taksimat çok adil ve insaflıdır. Görülüyor ki iş, yani her iki insanın vazife bölümü yaratılışlarında verilmiştir. Kur'an-ı kerim, karı-koca veya kadın-erkek olarak her iki cins arasında yarış konularını, müşterek konuları çok açık bir şekilde beyan etmiştir. "Müslüman erkekler Mü'min erkekler Taata devam eden erkekler Doğru erkekler Sabreden erkekler Mütevazi erkekler Sadaka veren erkekler Oruç tutan erkekler Irzlarını koruyan erkekler Allah'ı çok zikreden erkekler Müslüman kadınlar, Mü'min kadınlar, Taata devam eden kadınlar, Doğru kadınlar, Sabreden kadınlar, Mütevazi kadınlar, Sadaka veren kadınlar, Oruç tutan kadınlar, Irzlarını koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden kadınlar, var ya; İŞTE ALLAH, BUNLAR İÇİN BİR MAĞFİRET VE BÜYÜK BİR MÜKAFAT HAZIRLAMIŞTIR." (Ahzab: 35) Görülüyor ki üstünlük, iman, amel ve takva ile olmaktadır. Yine görülüyor ki, yaratırken ölçülerle donatmış olan Allah, yaşatırken ölçü koymaz mı? Üstünlüğü bu ölçülerde görmeyen ve anlamayan insanların farklı ölçüleri itibara alınmaz.
a) Ailenin Taşıdığı Hüviyet 1. Başta Nisa, Ahzab, Nur, Mücadele, Talak, Tahrim olmak üzere Kur'an-ı Kerim 70 surede ve 241 ayette aileyi, fertlerini değişik yönleri ile ele almaktadır. 2. Kıyamet gününe kadar tüm alemlere takdim edilen kadınlar ise; Hz.Asiye, Hz.Meryem, Hz.Hatice, Hz.Fatıma ve Hz.Ai-şe'dir. 3. Ne yazık ki Hz.Havva ve Hz.Meryem, tahrife uğramış olan Tevrat ve İncil nüshalarında haksızlığa uğratılmış, bir takım noksan ve yanlış bilgiler ile takdim edilmiştir. 4. İngiltere'ye altın çağını yaşatmaya sebep olmuş Kraliçe Vik-torya, Hindistan'ın İndira Gandisi, İsrail'in Golde Moyer'ini görmemezlikten gelmek yanlış bir tavırdır. 5. Bu kadınların başarısı ile, idarecisi kadın olan milletlerin iflah olmayacağına dair rivayet edilen hadis-i şerifi yan yana getirecek olursak, hadis-i şerif sebep ve illet yönü ile ele alındığında yadırganacak hiçbir yönünün olmadığını görürüz. 6. Hilafet ve kadın konusu gündeme geldiğinde kadın, hiçbir zaman hilafete rakip olmamış, sadece hilafetlik için tamamlayıcı rolü üstlenmiştir. 7. Neml suresinde (22-44) anlatılan Sebe Kraliçesi ile, Cemel savaşını idare eden Hz.Aişe, orijinal iki isim ve vesikadır. Ve her ikisi de İslam ümmetine aittir. 8. Kadın erkek arasındaki üstünlük, hiçbir zaman mutlak olarak ele alınmamış, sadece izafi olarak değerlendirilmiştir. Yani geçici bir fazilet üstünlüğü. 9. Bu sebeple, sabit ve değişen vazifeleri ile kadını anlamak sosyal, siyasal ve aile ortamına ait olan bir takım problemlerin çözülmesine sebep olacaktır. 10. Kadın her şeyden evvel, dinde kardeşimizdir. Evin reisi olan erkeğin de kardeşidir. 11. Hak'tan halka doğru yolculukta bir fark ile kadın kenarda tutulurken, halktan Hakk'a doğru yolculukta ise erkeğin bir numaralı destekçisi olarak ele alınmıştır. 12. Kur'an-ı Kerim, salih erkeğe karşı, saliha kadını her zaman gündemde tutmuştur. 13. Bu iki varlığı birbirine bağlayan iki bağ vardır: Din bağı ve nikah bağı. 14. Nikahın iki temel ayağı vardır, bunlarsız nikah olmaz: a) Akit Müşterek haklar ve vazifeler tarefeynce esas alınır. b) Ahit: Kadının hukukunun, haklarının teminatı, erkeğin söz vermesidir. 15. Bu sebeple kadın, kocasına boyun eğerek değil, itaat ederek onu tamamlar. 16. İtaat ise, boyun eğmek değil, severek, isteyerek arzularını yerine getirmektir. Çünkü aile ülfet, sevgi ve merhamet üzerine kurulmuştur. (Rum, 21) 17. Ekmeğin hanımına karşı kavvam olması (Nisa, 34) ona hizmet etmesinden ötürüdür. 18. Kadın ise, ev işleri, çocuk terbiyesi ve kocası ile birlikte yaşayacağı hayatı itibari ile sürekli hizmet içindedir ve sürekli efendilik makamındadır. 19. Peygamberimize "Dünyadan üç şey sevdirilmesi ve bunların güzel koku, kadın ve namaz Olması" (Nesai, İşretün Nisa, 1; Ahmed, Müsned, 3/128,199,285), hayli düşündürücüdür. Kadının güzel koku ile namazın arasına konması, sıradan birşey değildir. 20. Tüm ayet ve hadisler ve uygulanmış olan tarihi belgeler erkeğin hanımı için buyurgan bir koca değil, paylaşan bir koca olduğunda ittifak halindedir. 21. Çünkü nikah, kadını hizmetleme akdi değildir. Erkek üzerine düşen vazifeleri yaparsa, kadm fıtratına uygun olan işleri yapmada adeta otomatik bir yapıya geçer. Yaptığı her türlü işi aşkla ve zevkle yapar. 22. Bunun için İslam Hukuku'nda, kadının ev işlerini yapması, bir zorunluluk veya hukuki bir mükellefiyet değil, sadakadır. 23. Dinini öğrenmek mecburiyetinde olan kadının, öğrenimini engellemek, kocası için caiz değil, üstelik vazifedir. 24. Evliliğin saadeti, bereketi işte bu unsurlar ve prensiplere dayanırsa o evde, o ailede ve o evlilikte huzur vardır. Yoksa, evlilik cehennemden bir köşe olur.
b) Evliliğin Çocuklara Yansıyan Yönü 25. Karı-koca merhalesinden, ana-baba merhalesine geçen eşlerin, çocukları ile müşterek kimliği onları aile olmaya itmiştir. İşte bu merhalede, karı-koca arasında sorumluluk eşit, ancak vazifeler, görevler farklıdır. 26. Her anne ve babadan dünyaya gözünü açmış olan çocuklar anne ve babalarına karşı borçlu olarak doğarlar. 27. Bu borcunu, kendi çocuklarına bakarak ve eğiterek eda ederler. 28. Bu eda edişte anne sevginin, baba ise otoritenin temsilcisidir. Bu roller değişirse, çocuğun otorite dünyası zedelenmiş olur. 29. Anne ve babalar, ayetlerin ve hadislerin gölgesinde bir evlilik hayatını yaşarlarsa, çocuklarını eylemleriyle her alanda yetiştirmiş olurlar. Cinsiyet eğitimi dahi bölümün içinde gerçekleşmiş olur. (Nur, 58)
* İBRET DOLU HADİDİSELER Hz.Adem ve oğlu Kabil (Maide, 27-31). Hz.Nuh ve nikahlı hanımı (Tahrim,10). Hz.İbrahim'in babası (Amcası Azer) (En'am, 74; Meryem, 41-50; Şuara, 69-89). Hz.Lut ve nikah